Home » GÜNDEM » WhatsApp skandalında asıl tartışılması gereken dijital kapitalizm ve gözetim-kontrol toplumu

WhatsApp skandalında asıl tartışılması gereken dijital kapitalizm ve gözetim-kontrol toplumu

Günlerdir WhatsApp’ın yeni kullanıcı sözleşmesi dayatması ile kullanıcılar yaşam datalarının güvenliğini tartışıyorlar. Böyle bir şeyin gündem haline gelmesi ve büyük sarsıntılar yaratıp  şimdilik WhatsApp özelinde başlasa da önemli, çünkü ilerde genişleyecek. İnsanların küresel düzeyden ilişkileri toplumsallaşıp genişledikçe, gündemleri de artık birleşiyor. Bugün sadece Türkiye’de değil, AB ülkeleri dışındaki, başta Hindistan olmak üzere birçok ülkede kaygı verici olarak algılanıyor, insanlar kendilerine güvenli alanlar arıyor.

Rahatsızlıklar ortak, eylemler aynı. Şimdi WhatsApp’dan diğer mesajlaşma platformlarına büyük sanal göçler başlamış durumda. Ya peki göç edilen yerler hangileri? Telegram, Signal vb. uygulamalar.

Dün WhatsApp’ı kuranlar, bugün Signal’ın kurucuları. Signal’in açık kaynak kod makyajı ile sunulması onu tek başına WhatsApp’a göre daha güvenli yapmaz. Bir kere insanların bu kadar özel bilgilerinin bir merkezi sunucuda saklanması skandalın kendisidir. Eğer baştan bir mesajlaşma programı bunun alt yapısına merkezi bir depo sunucusu koyduysa bugün değilse yarın güvensiz olacaktır. Çünkü o sunucuda biriken veriler ve veri tutma masrafları hiç bir hayırsever kapitalist tarafından gerçekleştirilmeyeceğine göre zaten sürekli biriken veriler baştan metalaştırılır.

Birincisi, metalaşan veriler nasıl güvenli olabilir ki?

İkincisi, teknik olarak bir mobil uygulamadan diğer mobil uygulamaya gönderilen veri için neden sunucuda veri tutulur ki?

Teknik olarak gerek yok, bir uygulama diğerine veri transferi yapabilir, bir sunucu da ara veri transfer işini yapar.

Örneğin eğer cihaza gelen bir resimi kişi kabul ediyorsa, alır ve o kendi cihazında kalır, gönderen gönderdiği için kendi cihazından zaten gönderdiğine erişebilir. Metinler ve ses dosyaları için de bu durum geçerli.  Programın görevi ise cihazlardaki hafızada bunun yolunu belirlemesi, kişiler özellikle kendi verilerini yedeklemek istiyorsa bunun için yardımcı araçların olması vb, 

Sorun zaten baştan merkezi kapitalist özel mülkiyet altında bir sunucuda bu dataların dijital kapitalist üretim ve piyasaya malzeme olması, toplumun yaşam datalarının kapitalistlerin laboratuvarında yine sermayenin büyümesi için kullanılması.

100 kadar şirket, başta Google, Microsoft ve Facebook, zaten birbirleri arasında, kullanıcılarının “meta dataları”nı, yani yoğunlaştırılmış, kısaltılmış ögeler haline gelen bu verileri paylaşıyorlar. Facebook kendi sayfanın “Veri ilkesi” bölümünde “Ne tür bilgiler topluyoruz?”  başlığında açıklıyor:

  • “Cihaz özellikleri: İşletim sistemi, donanım ve yazılım sürümleri, pil seviyesi, sinyal gücü, kullanılabilen depolama alanı, tarayıcı türü, uygulama ve dosya ad ve türleri ile eklentiler gibi bilgiler.
  • Cihaz işlemleri: Bir pencerenin ön planda mı yoksa arkaplanda mı olduğunun belirlenmesi veya fare hareketlerinin izlenmesi (insanların robotlardan ayırt edilmesine yardımcı olabilir) gibi, cihazda gerçekleşen işlemler ve davranışlar hakkındaki bilgiler.
  • Tanımlayıcılar: Kullandığınız oyun, uygulama veya hesaplara ait özel tanımlayıcılar, cihaz kimlikleri ve diğer tanımlayıcılar ile Aile Cihazı Kimlikleri (veya aynı cihaz veya hesapla ilişkili Facebook Şirketi Ürünleri‘ne özel diğer tanımlayıcılar).
  • Cihaz sinyalleri: Bluetooth sinyalleri ile yakınlardaki Wi-Fi erişim noktaları, beacon’lar (web işaretçileri) ve baz istasyonları hakkında bilgiler.
  • Cihaz ayarlarından alınan veriler: GPS konumunuza, kameranıza veya fotoğraflarınıza erişim gibi etkinleştirdiğiniz cihaz ayarları üzerinden almamıza izin verdiğiniz bilgiler.
  • Ağ ve bağlantılar: Mobil operatörünüzün veya internet servis sağlayıcınızın adı, dil, saat dilimi, cep telefonu numarası, IP adresi ve bağlantı hızı gibi bilgilerin yanı sıra, bazı durumlarda telefonunuzdaki bir videoyu televizyonunuzda izlemek gibi özellikler sunabilmemiz için yakında veya ağınızda bulunan cihazlar hakkında bilgiler.
  • Çerez verileri: Çerez kimlikleri ve ayarları dahil olmak üzere, cihazınızda saklanan çerezlerden alınan veriler. Facebook Çerezler İlkesi ve Instagram Çerezler İlkesi‘ni gözden geçirerek çerezleri nasıl kullandığımıza ilişkin daha fazla bilgi elde edebilirsiniz.“ https://www.facebook.com/privacy/explanation

Yukarıda görüldüğü gibi Facebook kullanıcının sadece facebook sayfasındaki bilgiler ile değil, kullanıcının özel bilgileriyle ilgileniyor, cihazı ve bilgisayarına ilişkin olan tüm bilgileri sızdırıyor. Aslında kullanıcı soyulup soğana çevrilmiş oluyor. Tüm bunları sadece Facebook almıyor daha fazlasını veri avcısı binlerce data şirketi başka uygulamalardan durmaksızın topluyorlar. Örneğin basit bir fener uygulaması düşünün, indirdiğinizde sizin telefon rehberinizden, kamera ve mikrofona varana kadar bir çok şey için erişim istiyor, oysa tek yapacağı şey bir tuşa bastığınızda kamera arkasındaki ışığın yanması olacakken neden bu kadar çok şeye izin vermek zorunda bırakıldığını artık herkes biliyor.

İlk başta şunu söylemek lazım, WhatsApp’a ve diğer uygulamalara gelene kadar cihazdan, işletim sistemine, iletişim sağlayıcılarından GPS konum bilgisine,  tarayıcılardan basit uygulamalara kadar tüm hepsini yaşam hareketlerini izlenerek topluyor. Facebook konuşulur ama Windows’un casusluğu defalarca ortaya çıktı, Apple da Mac os işletim sisteminde kullanıcı deneyimlerinin iyileştirilmesi adı altında onca izin istiyor ve arka planda neler döndüğünü bile göremiyoruz o kadar kapalı herşey.

Şu ya da bu izin, o ya da bu açık kaynak kod, özgür yazılım kılıfı altında olsun yapılmak istenilen aslında çok basit: İnsanların internette gezinirken bıraktıkları veriler, onların kişisel, duygusal, psikolojik, istek, ihtiyaç ve arayışlarının ne olduğunun ip ucunu bulmak. Toplumsal, kültürel, ekonomik ve asıl olarak bulundukları üretimsel ilişkileri tüketime ve bir başka karlı yeniden üretime çevirmek.

Şirketler şimdilik Ahmet’in Ayşe’ye yolladığı video ve gizli bilginin, attığı fotonun, kimlik bilgisini özel olarak ele almıyor, öncelikle aralarındaki ilişkinin üretim ve piyasadaki karşılığı ve bağlantısını yaratmaya çalışıyorlar. Büyük bu dataların birikmesi tek başına yetecek bir şey olmadığı için, bu kısmın işlenmesi ve sonuçları ise yapay zekaya bırakılıyor.

İnsanlar demirden robotları görünce korkuyorlar ama gerçek robotlar fiziksel değil, kodlarda gömülü ve onların enerji kısıtı yok, fiziksel bir sınırı neredeyse yok, ulaşabilecekleri her yere ulaşabilecek güçteler. Ürkütücü ve distopik olan bu. 

Genelde yazılıp çizilenlerde, dataların tek numarasının bunun reklam verenlere pazarlanması olduğu söylenir, reklam verenlerde çok daha az maliyetle ürünlerin pazarlanmasına para harcayarak doğrudan kullanıcıları potansiyel müşteri haline getirir.

Oysa şunu vurgulamak lazım: Durum sadece pasif izleme ve istatistik değil, dijital kapitalizmin altında sermaye ve piyasasının isteğine göre kölelik, kontrol ve kitle manipülasyondur.

Bugün WhatsApp gibi uygulamaların yaptığı da bu, ya kabul edersin ya silersin. Yani artık dikte ediyor. Geçenlerde bir Ekitap okuma sitesi, aylık olarak istediği fiyatı ödememize rağmen, para çekme gibi bir işlem olmamasına rağmen ayın ortasında sitede kitap okumamızı engelleyip, kredi kartımızdaki limitin düşük olduğunu yeni bir kredi kartı girene kadar (daha önce çektiği paraya rağmen) araştırmalarımız için gereksinme duyduğumuz yeni kitapları okumamızı engellemeye devam etti.

Bu tür uygulamalar ilk başta WhatsApp, Facebook ve benzer uygulamalar gibi pek özgürlükçü, ücretsiz ve bir ihtiyaca yanıt verme kılıfı altında işe başlıyorlar ve yavaş yavaş paralı hale geliyor. Örneğin Academia.edu sitesi, parasız başladı, İngilizce, Türkçe ve sayısız dilde onbinlerce araştırma-inceleme makalesiyle büyüdükçe bunu nasıl kara çeviririmin hesabı da büyüdü. Çıldırtıcı biçimde araştırma-inceleme yazılarının sayfa aralarına bile reklam koymaya başladı. Sonra yazılara verilen referansları söylemek için bile para istemeye başladı.

Parayla satamadı mı reklamlarla taciz etmeye başlıyorlar, reklamlar yetmezse de kullanım hareketlerini ve kişi bilgilerini sızdırıyorlar. Daha sonra da bu bilgilerle, piyasadaki güç ve hakimiyetlerine göre seni dikte etmeye başlıyorlar.

Bu gözetim, kontrol kapitalizmin karakterisiği aslında yeni bir şey sayılmaz, sermayenin emek üzerinde, toplum üzerinde kontrolün çok çeşitli biçimleri olarak hep vardı. Yeni olan dijital kapitalizmle birlikte, günlük yaşama, özel yaşama, ne düşündüğünüze, ne hissettiğinize, neyi nasıl yaptığınıza kadar sızması ve daha fazla belirlemeye çalışması. Duygularınızı, düşüncelerinizi bile piyasalaştırıp kara çevirmeye başlaması.

İş yerlerinde yıllardan beri izleniyoruz, yıllardır emeğimiz çeşitli araçlarla ölçülüyor, işyerinin ofisinde ve bilgisayarlarında ürettiğimiz her şeye patron sahip. AVM’lerden çıkarken çantamızın içlerine bakıyorlar. Şimdi dijital kapitalist tekelci platformlar da dünyayı kendi şirketleri olarak görüyor ve işyelerinde, okullarda, mağazalarda yaptıklarını tüm yaşama yayıp derinleştiriyorlar.

O zaman  bugün şuna geliyoruz, yaşam verilerimiz üzerinde söz sahibi olmak için, toplumsal hala gelmiş kendi emeğimiz üzerinde söz sahibi olmalıyız. Eğer verilerimiz tekellerin sunucularında tutuluyorsa, bu veriler zaten baştan bizim kontrolümüz altında olmaktan çıkıyor. Toplumun genel mülkiyetinde değil kapitalist tekellerin mülkiyetinde, onların daha fazla kar edebilmesine bağlanıyor. O zaman tartışmanın; toplumsallaşan proletaryanın başta muazzam gelişen kendi yetenekleri, ihtiyaçları, ilişkileri üzerinde kendi kontrolünü kurmasına, bunun için sermayenin, metanın, özel mülkiyetin, işbölümünün kaldırılmasına, üretim ve bilgi araçlarının dijital platformlar dahil toplumsallaştırılmasına, kapitalizmin yaşamımızdan ve yeryüzünden silinmesine doğru genişletilmesi gerekiyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*