Home » GÜNDEM » TÜSİAD’ın treni ve Homo Deus…

TÜSİAD’ın treni ve Homo Deus…

TÜSİAD başkanı Erol Bilecik, Sözcü gazetesine verdiği röportajda TÜSİAD’ın her ağzını açtığında daha büyük “aciliyet” vurgularıyla istediği reçeteyi, bu kez “Burada hiçbir kurtuluş şansımız yok. Treni kaçırma lüksümüz yok.” diye tekrarladı.

TÜSİAD’ın “treni” malum: Göreli artı-değer sömürüsünü ve karlılığı artıracak Sanayi 4.0 programı, işgücünü ve eğitimi buna göre yeniden düzenleyecek ve daha fazla küresel yatırım çekecek türden tekelci oligarşik sermaye için neoliberal demokrasi ve “normalleşme”, AB süreci…

TÜSİAD’ın “treni”, son yıllarda kapitalizmin küresel mali oligarşik organların yönergelerinin tıpkısı. En son Mayıs 2017’de Dünya Bankası’nın “Global Economic Prospects 2017 — A Fragile Recovery” (“Küresel Ekonomik Beklentiler 2017 — Kırılgan bir İyileşme”) başlıklı raporu yayımlanmış, TÜSİAD 12 Haziran’da raporu tanıtım konferansı düzenlemişti. TÜSİAD başkanı Erol Bilecik, Dünya Bankası raporunu Türkiye kapitalizmine uyarlayarak, yine aynı “3 eksen” etrafında “yapısal reformlar” reçetesini sunmuştu: 1) Kapitalist ekonomide dijital dönüşüm ve ileri teknolojiler. Bunun için, 2) Demokrasi ve hukuk, 3) AB süreci ve Gümrük Birliği revizyonu.

Dünya Bankası ve TÜSİAD programının temelini, toplumsal emek üretkenliğini (sömürüsünü) yeni bir düzeye çıkartmayı hedefleyen Sanayi 4.0 ya da ekonomide dijital teknolojik dönüşüm ve küresel mali oligarşik kapitalist entegrasyon ve uyarlanmaya yeni bir itilim kazandırma oluşturuyor. “Demokrasi, özgürlük, hukuk” denilen “normalleşme” ise toplumsal emek üretkenliğini (artı-değer sömürüsünü) yeni bir düzeye çıkartmak için bir toplum (aslen toplumsal işgücü) mühendisliği aracı olarak, bu sınırlar içinde bir azami artı-değer/kar demokrasisi olarak isteniyor.

Erol Bilecik, bu yılın Ocak ayındaki bir açıklamasında, dijitalleşmenin “şirketlerin daha etkin ve hızlı karar alması, global oyuncu olma hedefi, sonuç odaklı (karlılık-bn) olmak, sürdürülebilir ve karlı bir operasyona sahip olma, çalışanları tarafından beğenilen (kafa emeğini daha fazla köleleştiren-bn) şirket olma, daha rekabetçi olma gibi zorunlulukları” olduğunu ileri sürerek şunları söylemişti:

“Bu süreçte sanayinin, ihtiyaç duyduğu değişimlere cevap verilebilmesinde dijitalleşme belirleyici rol oynamakta. Bugün, Dördüncü Sanayi Devriminin başlangıç evresindeyiz. Sanayi 4.0 diye adlandırdığımız bu devrim, hammaddeden satış sonrası hizmetlere kadar uzanan bir değer zinciri bakış açısıyla ve rekabetin yeni göstergeleri üzerinden politika geliştirme şeklinde kendini gösteriyor. Geçtiğimiz yıl TÜSİAD olarak BCG işbirliğiyle Sanayi 4.0 raporumuzu kamuoyu ile paylaşarak, verimlilik, büyüme ve istihdam konularında sağlayacağı potansiyel fayda ve maliyetleri sektörel ve sayısal değerlendirmelerle ortaya koymuş olduk. Bunlardan birikisini burada çok kısaca tekrar paylaşmak isterim. Sanayi 4.0’ın başarılı bir şekilde uygulanmasıyla, Türkiye’deki üretim sektörlerinin verimliliğinde 50 milyar TL’ye varabilecek bir fayda kaydedilmesi potansiyeli mevcuttur.  Büyüme konusunda; Sanayi 4.0 çevresinde oluşacak ekonomi yoluyla kazanılacak rekabet avantajının, sanayi üretiminde yıllık yaklaşık yüzde 3’e kadar ulaşabilecek bir artışı tetiklemesi bekleniyor.”

 

Peki bu “50 milyar liralık verimlilik artışı fazlası” nereden gelecek? Teknoloji kendi başına artı-değer yaratmadığı, daha az işçiden daha fazla artı-değer çıkartmada kullanıldığı için, bir yanda aşırı sömürü ve aşırı çalışmayı kökleyecek, bir yanda emekgücünü daha yıkıcı biçimde değersizleştirirken, diğer yandan işsizliği de had safhada artıracak. Bu kapitalizmin kronikleşen krizinin daha fazla krizle “düzeltilmesi” fantazisinden başka bir şey değildir. Ancak kapitalizmin -kar oranlarının düşme eğiliminin giderek şiddetlenmesi nedeniyle- kendi sonuna doğru, “iç sınırlarını yıkma” zorunluluğunun bir göstergesidir. Ki, kapitalizm koşullarında, emeği, insanı, doğayı daha fazla tahrip ve imhadan başka bir anlama gelmez. Yuval Norah Hariri’nin Homo Deus kitabındaki gibi best-seller spekülasyonlar da, kitleleri şimdiden buna hazırlama ve alıştırma işlevi görmüyor mu zaten?

TÜSİAD’ın “dijital dönüşüm” programı, bunun tek engeli diye AKP politikalarına atfederek, (AKP/Erdoğan’ın sözde “düzeltilebilir” bir kapitalizme dışsalmış gibi algılayan) küçük burjuva, liberal halkçı solda da kolayca zemin buluyor.

Oysa kapitalizmin krizinin en temeldeki kaynağı olan üretici güçler/kapitalist üretim ilişkileri bağdaşmazlığıdır. Üretici güçlerin gelişmesinin engeli yalnızca AKP değil, bir bütün olarak kapitalist üretim ilişkileridir. Hatta tam tersine mevcut AKP/Erdoğan tarzı rejimlerin, kapitalizmin üretici güçleri geliştiremez/artan ölçüde engeli haline gelmesinin bir sonucu olduğu söylenebilir. Kapitalizm koşullarında daha üst üretkenlik programlarının ise, emek, insan ve doğa yıkımını daha üst düzeye çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyeceği açıktır.

Günümüzde ileri düzeyde toplumsallaşan ve daha yüksek düzeyde toplumsallaşmayı dayatan, fakat sermaye/meta egemenliğine tabi olmaya devam eden üretici güçlerin gelişiminin yalnızca önünü açmak için değil, emeğin, insanın ve doğanının korunması ve çok yönlü nitel olarak geliştirilmesi için kullanılabilmesinin tek yolu, kapitalist sistemin yıkılması ve bilim, teknoloji, ve tüm üretim araç ve koşullarının gerçek ve tam anlamıyla toplumsallaştırılması/kolektivizasyonudur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*