Home » DÜNYA » Myanmar’da askeri darbeye karşı işçi sınıfı öncülüğünde direniş

Myanmar’da askeri darbeye karşı işçi sınıfı öncülüğünde direniş

Myanmar’da 1 Şubat’ta gerçekleşen askeri darbeye karşı işçi sınıfının öncülüğünde kitlesel direniş devam ediyor.

Myanmar (Burma/Birmanya), Çin, Hindistan, Bangladeş, Tayland arasında yer alan, stratejik Bengal Körfezi’nde kıyısı olan, 55 milyon nüfuslu, nüfusunun yüzde 70’i halen kırlarda yaşayan, onyıllardır askeri rejim ve emperyalist müdahaleler altında olan bir ülke.

1- Ekonomisinin kilit noktaları halen orduya bağlı devlet işletmelerinin denetiminde olmakla birlikte, emperyalist kapitalist ekonomiye artan entegrasyon ve neoliberal kapitalist dönüşüm çerçevesinde hızla palazlanıp güçlenen bir özel sektör burjuvazisinin ortaya çıkması ve iktidar ve karlardaki payını artırmak istemesi; yani Mynmar bağımlı burjuva kesimleri arasındaki güç ve paylaşım mücadeleleri;

2- Myanmar üzerinde Batı ve Hindistan etkisine karşılık son 10 yılda Çin’in de “Kuşak ve Yol Projesi” bağlamında büyük çaplı altyapı yatırımlarıyla nüfusunu artırmaya başlaması; ABD’nin Malezya üzerinden Çin’in körfezdeki bir geçiş kapısını bloke etmesi nedeniyle, Mynmar’ın Çin’in Afrika-Ortadoğu lojistiği için önemi artmış durumda ve petrol-doğal gaz tedarik hatları, limanlar, hızlı demiryolları gibi büyük çaplı yatırımlar yapıyor; yani Mynmar üzerinde emperyalist kapitalist güçler arasındaki stratejik nüfuz ve kontrol mücadeleleri;

3- Myanmar’da ekonomik kriz, artan yıkıcı mülksüzleşme, derinleşen yoksulluk, işsizlik, yeni işçileşme dalgaları, kamu işçilerinin durumununda artan güvencesizleşme ve bozulma, kırlarda devlet ve yabancı (Batı, Çin vd) büyük şirketler tarafından büyük çaplı toprak gaspları, yani Mynmar’da sınıf çelişkilerinin keskinleşmesi;

Bir bütün olarak Myanmar’daki ekonomik, toplumsal, siyasal çelişki, çatışma ve sarsıntıları şiddetlendiriyor.

Myanmar’da “serbest piyasacı demokrasi” söylemiyle yükselen yeni burjuva sınıf kesiminin temsilcisi Su Kyi ve Ulusal Demokrasi Platformu (NLP), 2000’li yıllarda güç kazanmaya başladı. Ordu Su Kyi’nin seçimlere katılmasını yasakladı, ev hapsine mahkum etti. Ancak Batılı emperyalist kapitalist güçlerin baskısıyla, Su Kyi’nin fiilen başbakan ve dış işleri bakanlığını yürüteceği, orduya ise parlamentoda ve kilit yürütme organlarında kota ayrılıp kontrolünü koruyacağı, ordu denetimindeki kilit ekonomik işletmelere dokunulmayacağı, ordunun azınlıklara karşı katliamlarının soruşturulmayacağı (ki Su Kyi ve NLP de zaten bunların suç ortağıydı!) bir ara uzlaşma formülü bulundu.

Ancak bu egemen sınıf kesimleri arasında istikrarsız ve geçici bir “güçler dengesi” durumuydu. Su Kyi ve temsil ettiği burjuva kesimleri, ordunun darbe yapmasından korktuğundan çok kitlelerin isyanından korktuğu için, orduya tanınan ayrıcalıklara uydu ve kitlelerin askeri rejime birikmiş öfkesini pasifize etmeye çalıştı. Ordu ise, Ocak 2021 seçimlerde Su Kyi karşısında ağır bir yenilgi alınca, ekonomi ve iktidardaki kontrol olanaklarını kaybetme korkusuyla, Su Kyi’nin de pasifizmi ile adeta davetiye çıkardığı darbeyi 1 Şubat’ta yapmakta gecikmedi. Askeri darbeyi, Malezya’dan sonra Myanmar’ı da ABD hegemonyasına kaybetme tehditi karşısında, Çin’in el altından teşvik ettiği ve desteklediği söyleniyor.

Su Kyi büyük çoğunlukla seçildiği başbakanlıktan yine hapsin yolunu tutarken, hiç bir direniş göstermedi, doğrudan veya dolaylı herhangi bir direniş çağrısı yapmadı. Çünkü yine darbeci cuntadan çok kitlelerin isyanından korkuyordu. 2019-2020’de Myanmar’da işçi grevleri ve devlet-yabancı şirketlerin toprak ilhaklarına karşı köylü direnişleri belirgin biçimde artmıştı. Özellikle 2019’da Su Kyi/NLP hükümeti ve askeri-devlet kapitalistleri tarafından desteklenen bir Çin şirketinin komünal toprak, orman, yol ve su kaynaklarına el koyarak Çimento fabrikası ve madencilik girişimine karşı, Aung Thbyae kasabası halkı ve köylülerinin yayılan isyan ve direnişi, ve bu direnişin öncülüğünü yürüten Marksist-Leninist Parti ve Sosyal-Demokratik Birleşik Cephe hareketlerinin yoksul köylüler ve işçiler arasında kazandığı prestij, Su Kyi’nin gözünü korkutmada ve orduyla uzlaşmasında önemli bir etken olmuştu.

Nitekim, askeri darbe ve cuntaya karşı direnişi başlatan da NLP değil, işçiler oldu. 2 Şubat’ta, zaten Pandemiyle canı burnunda olan sağlık işçileri 110 hastanede darbeye karşı greve çıktı. Onlara 3 Şubat’ta, 100 bin üyeli Öğretmen Sendikaları Federasyonunun başını çektiği, 7 öğretmen sendikası öğretmen genel greviyle katıldı. 4 Şubat’ta Tarım ve Tedarik Bakanlığı işçileri, 5 Şubat’ta (devletin sahibi olduğu) en büyük banka ve medya-basın işçileri, hatta Merkez Bankası çalışanları, 6 Şubat’ta maden ve konfeksiyon işçileri grevdeydi. 8-9 Şubat’a gelindiğinde kamu işletmeleri kapsamındaki işçilerin büyük bölümü, özel sektörün ise maden ve konfeksiyon gibi kilit uluslararası halkaları genel grevdeydi.

Grev dalgası ile birlikte, sosyal medyadan askeri-kapitalist devlet işletmelerin (bu işletmeler, başta telekom, değerli madenler, gıda, bira, market zincirlerinin büyük bölümünü elinde tutuyor) tüm mal ve hizmetlerini boykot kampanyası başlatıldı. Tüm kentlerde tencere-tava çalma eylemleri ile birlikte, başkentte 150 bin kişilik, ülke çapında toplam 1 milyon kişiyi bulan barışçıl sokak yürüyüşleri başlatıldı. Askeri cuntanın 7 Şubatta akşamları sokağa çıkma yasağı, 9 Şubatta sıkıyönetim ilanına, 5 kişiden fazlasının biraraya gelme yasağına, yer yer gerçek mermi kullanmaya başlamasına karşın, grev ve gösteriler durulmadı, daha da kitleselleşti.

Ancak kitle grev ve gösterileri dalgasının basıncıyla, “seçilmiş parlamenter vekiller” 3 Şubatta bir “parlamenter komite” kurmaya cesaret edebildiler. Ancak 6 Şubat’ta parlamentodaki 4 burjuva muhalefet partisi, askeri cuntanın kontrolündeki “Devlet İdari Konseyi”ne katılmayı reddedebildiler. Ancak 7 Şubat’ta “parlamenter komite” askeri darbe ve cuntayı “gayrımeşru” ve “yasadışı” ilan etmeye cesaret edebildi. Ama bu burjuva “parlamenter muhalefet komitesi”nin tüm yaptığı, NHL ile askeri darbeciler arasında yine ve yeni bir “uzlaşma” için arabuculuk girişimlerinden öteye gitmedi.

Bu arada NHL’nin tüm yaptığı da “kırmızı kurdela takma direnişi” oldu. Askeri darbeye karşı grev ve direnişteki herkese NHL’nin ve parlamentarizmin simgesi kırmızı kurdele takması çağrısı yapıldı. Bu aynı zamanda, darbeye karşı direnişi seçim sonuçlarının, “sivil” NHL hükümetinin ve burjuva parlamentarist neoliberal demokrasinin tanınması, daha doğrusu orduyla yeniden pazarlık ve uzlaşmaya oturabilmesi istemiyle sınırlama amacını güdüyordu. Grevdeki işçilerden bir kısmının bu kırmızı kurdelaları taktığı görülüyor. Ancak askeri rejime karşı birikimli tepki kadar, işçiler ve yoksul köylüler arasında liberal, uzlaşmacı ve askeri rejimin suç ortağı NHL’ye güvensizlik duyan kesimler de var.

Myanmar’da askeri bürokratik ve liberal parlamentarist burjuva sınıf kesimleri arasında ve ABD ve Çin emperyalist kapitalist güçleri arasında eritilmek istenen işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin görkemli direnişinin, bu kıskacı aşması, işçilerin ve kitlelerin bağımsız fiili sınıf mücadelesi demokrasisini ve istemlerini yükseltmesi, bağımsız devrimci sınıf önderliği ile mümkün.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*