Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Marx-Blanqui ilişkisi ve Devrimci Komünistler Dünya Birliği

Marx-Blanqui ilişkisi ve Devrimci Komünistler Dünya Birliği

Blanqui’nin devrimci yaşamı

Auguste Blanqui (1815-1880) 19. yüzyılın en büyük devrimcilerinden ve iz bırakmış devrimci sosyalistlerinden biridir. Fransa’da ikisi yönetimin silahlı baskınla kısa süreliğine ele geçirilmesi olmak üzere 6 devrimci ayaklanmanın ve barikat savaşlarının en ön saflarında yer aldı (1827, 1830, 1832, 1839, 1848, 1870), bazılarının bizzat organizasyon ve önderliğini yürüttü. Siyasal iktidarın silahlı ayaklanmayla ele geçirilmesini hazırlamak için, her dönemin gereklerine göre, çok sayıda devrimci örgüt kurdu. 1837’de kurduğu Mevsimler Derneği’nin silahlı 900 üyesi vardı. 1859’da hapisten kaçtıktan sonra, bir kaç yıl içinde oluşturduğu yeni örgütün profesyonel devrimcilerinin sayısı giderek 2500 kişiyi, sempatizan çeperi bunun bir kaç katını bulacaktı.

1868’de, Paris Komün Devriminden 3 yıl önce, yer aldığı önceki ayaklanmaların ve barikat savaşlarının deneyimlerinden sonuçlar çıkararak, silahlı devrimci ayaklanmanın askeri taktiklerini sistematik olarak geliştirmeye çalışan, ünlü “Silahlı Ayaklanma İçin Talimatlar” broşürünü yazdı. “Örgüt zafer demektir, dağınıklık ölüm!” sloganı bugün de dünya çapında büyüyen isyan ve direnişlerin temel sorununu göstermeye devam ediyor. 1869’da ütopyacı ve doktrinerlere karşı ünlü polemiği “Komünizm, Toplumun Geleceği” yazısını yazdı.

Yılmak bilmez devrim ateşçiliği ve devrimci faaliyetleri nedeniyle bir kez idama, bir kez ömür boyu hapse mahkum edildi, ömrünün 30 yılını zindanlarda geçirdi. Bazan ayakta durmanın, yatmanın ve oturmanın mümkün olmadığı tabut benzeri zindan hücrelerinde bükük dizler ve kambur halde korkunç ağrılar çekerek aylar boyunca tutulduğu oldu. Bazan zindandaki açlık, soğuk ve eziyetten komalık hale geldiği oldu. Blanqui’nin “dışarda” olduğu dönemlerde, vücudunun bir sonraki hapishane işkencelerine dayanıklılığını artırmak, dışarda gevşememek ve iradesini çelikleştirmek için kışın dondurucu soğukta pencereleri ağzına kadar açık bırakarak ve üstüne bir örtü almadan uyuduğu söylenir. (Blanqui Çernişevski’nin Ne Yapmalı romanının ünlü Rahmetov karakterinin esinleyicilerinden biridir). Ama hapisliği de bu işkenceler dışında hem kendi eğitim ve araştırmaları hem de her devrim girişiminin başarısızlığından sonra hapishaneleri dolduran işçiler için bir devrimci okul ve örgütlenme alanı haline getirmeye çalıştı. Üç kez hapisten kaçma girişiminde bulundu, birinde başardı. Fransa işçileri nezdinde efsaneleşmiş olması ve aralarında Marx’ın da olduğu uluslar arası “Blanqui’ye özgürlük” kampanyaları, rejimin onu idam etmeyi veya hapiste ölmesini göze alamaması ve her seferinde daha fazla uzayan hapis yıllarından sonra hep bırakmak zorunda kalmasını sağladı. Hapishane dışında olabildiği sınırlı dönemlerini, yoğun polis baskısı ve takibi altında tutulmasına karşın, yine devrim örgütlemeye adadı.

Yine hapiste olduğu Paris Komün Devriminde, gıyabında Paris Komün Konseyi onursal başkanlığına seçildi. 1879’da son kez hapisten çıktığında, sağlığının çok bozulmuş olmasına karşın, tüm Fransa’yı dolaşıp kendi onuruna örgütlenen işçi toplantılarında konuştu, düzenli ordunun dağıtılıp yerini halk milisinin almasını isteyen bir broşür yazdı, kadın hareketi ve haklarını destekleyen çalışmalar yaptı, hapiste ve kürek mahkumiyetinde işkence altında tutulmaya devam eden Komünarların bırakılması için etkili bir kampanya yürüttü. İşçi, öğrenci eylem ve gösterileriyle sürdürülen kampanya, Blanqui’nin milletvekili seçilmesi kampanyasıyla birleşti. Kendisi burjuva liberal parlamentoda yer almayı istememesine ve zaten yasal olarak milletvekili olamamasına karşın Bordeaux’dan milletvekili seçildi, devlet onun milletvekilliğini tanımadı.

Ölümünden hemen önce başlattığı son devrimci kampanyası, Fransa’nın 3 renkli burjuva bayrağının değiştirilmesi ve yerine Komünü ve Komünizmi simgeleyen kızıl bayrağın geçirilmesi isteği oldu. Bu düşüncesi de yankı yarattı, başta işçiler ve kadınlar olmak üzere binlerce kişi bunu tartışmaya, bu istemle toplantılar yapmaya başladı. Yine böyle bir toplantıda yaptığı heyecanlı konuşmanın ardından evine dönerken beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirdi. Devlet Blanqui’nin ölümünün de bir ayaklanmaya dönüşmesinden korkarak yoğun önlemler aldı. Blanqui’nin cenazesine çoğunluğu işçi, kadın, genç 200 bin kişi katıldı ve evet, kızıl bayraklar da vardı. Bu modern tarihte o ana kadar, bir devrimci sosyalist önder için yapılan en büyük cenaze töreniydi.

Blanqui “komplo”cu muydu?

“Blankizm” genellikle “komploculuk”la eşanlamlı olarak kullanılır. Komploculuk, halktan kopuk, küçük, gizli, silahlı, hükümet devirmeyi zanaat haline getiren gruplar tarafından hükümdarı ya da hükümeti indirecek veya güç durumda bırakacak, yapay kriz ve infial çıkarmak için gizli ve şiddetli planlar (ve entrikalar) uygulamak biçiminde tanımlanabilir. Suikastlar, bombalar, saray darbeleri kadar, hükümet binalarına ani silahlı baskın, sokak çatışmaları gibi yöntemler de komplocular tarafından kullanılır, fakat bunların komplo tanımına girmesi için temel şart, halktan tamamen kopuk küçük zanaat grupları tarafından, bir kriz ya da halk ayaklanmasının dinamikleri yokken suni olarak yaratılmaya çalışılmasıdır. Diğer taraftan hükümet devirmeye adanmış devrimci komplo grupları, kendi dışlarında halk isyanları ortaya çıktığında, barikatları ilk kuranlar, en önde savaşanlar olurlar.

Avrupa’nın Latin (Akdeniz) ülkelerinde 19. yüzyılın ilk çeyreğinde komploculuk eğilimi epey güçlüydü. Fransa’da ise Jakobenizm geleneği ile birlikte daha da güçlü ve uzun süreli oldu. Komploculuk, daha genel planda, monarşist-despotik rejimler altında, köylülüğün atıl göründüğü, kentlerde ise zanaat tarzı ilişkilerin halen ağır bastığı ama sarsılmaya başladığı koşullarda, burjuva demokratik devrim ihtiyacının çetin gelişim dinamiklerinin (çoğunlukla zanaatçı geleneklerine dayalı) bir görüngüsüdür. Bir “sabırsızlık zamanı”nın ifadesidir.

Marx Fransa’nın önde gelen devrimci komplocularından A. Cernu anısına 1850 yılında yazdığı bir yazıda, Fransa’da komploculuğun tarihini ve dönüşümünü şöyle özetler:

1820’lerin başında, İtalya ve İspanya’daki “komplocular”ın yenilgisinden sonra, Paris ve Lyon, devrimci derneklerin merkezi haline geldi. 1830 ayaklanmasına kadar liberal burjuvazi komploların başını çekti, sonra yerini Cumhuriyetçi burjuvaziye bıraktı, fakat o da sokak savaşlarındaki başarısızlığından ve proletaryanın sokak savaşlarında artan etkisinden sonra sokaklardan çekildi. 1839 isyanı ve (Blanqui’nin kurmuş olduğu) Mevsimler Derneği artık ağırlıklı olarak proleterlerden oluşuyordu. (Blanqui ve Mevsimler Derneği 1837’den itibaren açık bir devrimci faaliyet ve örgütlenme yürütmeye çalıştı, ancak işçilerin silah taşımasının yasaklanması üzerine yeniden yeraltına geçti-bn.) 1839 isyanında komploculuğun sınıfsal tabanının burjuvaziden işçi sınıfına doğru tümüyle değiştiği, ve o işçi tabanının da artık eski tarz dar-zanaat komploculuğuna sığmaz hale geldiği iyice belirginleşmişti. Çünkü asıl mesele artık bu yeni devrimci tabanın, işçi sınıfının, çıkarlarının ne olduğu ve nasıl gerçekleştirilebileceğinin tanımlanması haline gelmişti.

1839 devriminin yenilgisinden kısa bir süre sonra, Cabet çevresinin buna dönük başlattığı “komünist propaganda” hareketi, etkili olmaya başlayınca, hem eski gizli komplocu hem de yeni açık propagandacı derneklerde yoğun tartışmalar, bölünme ve alt üst oluşlar yaşandı. Çok sınırlı ve kitlelerden yalıtılmış bir çeperde kasılıp kalmış eski tarz komploculuk sürdürülemez hale geldi. (Bkz. Marx, “Konspiratörler-A.Chenu için”, Neue Rheinische Zeitung Politisch-ökonomische Revue, Nisan 1850. https://blanqui.kingston.ac.uk/critical-assessments/karl-marx.)

Marx’ın Fransa’da sokak savaşları ve komplo örgütlerindeki tarihsel (sınıfsal ve devrimci) değişim sürecine ilişkin saptamalarını, Blanqui’nin bir yazısıyla teyid edebiliriz. Henüz 1834 tarihli, işçi sınıfının sermaye ile çıkar karşıtlığını tanımlamaya çalıştığı bir yazısında şunları söyler:

“Toprak ve sermaye kendi başlarına kısır olup yalnızca emek yoluyla değer kazandıklarından, aynı zamanda toplumun aktif güçlerinin işe koyması gereken hammaddeler olduğundan, sonuç, bu malzemelerin dağıtımından tamamen dışlanmış olan yurttaşların büyük çoğunluğunun, her şeyi kendi elinde toplayan aylak bir azınlık için, kendi ürünlerini biçemedikleri topraklarda çalışmaya ve sermayeyi zenginleştirmeye zorlanırlar.”

Blanqui, devamla antik kölelik ile modern ücretli köleliği karşılaştırarak işçilerin sınıfsal konumunu ve tarihsel güç potansiyelini tanımlamaya çalışır. Bütün işçiler kısa bir süreliğine bile çalışmayacak olsa, onlara iş ve ekmek lütfeder görünen aristokrasi ve burjuvazinin asıl dayandığı gücün nasıl sarsılacağını, bir zengin eksilse toplumun bundan bir şey kaybetmeyeceğini ama zenginliğin asıl kaynağı olan emekçilerden biri eksilse, zenginlerin neler kaybedeceğini anlatarak, şu sonuca varır:

“Büyük bir halkın bu korkunç alçalmasının, emek aletlerinin yalnızca onları kullananlara ait olması gerekirken aylak bir aristokrasiye münhasır ve kalıtsal mülkiyetini bahşeden mülkiyet ilkesinden değilse nereden kaynaklandığını sorarım!” (August Blanqui, “Toplumsal Zenginlik Onu Yaratana Ait Olmalıdır”. Şubat 1834. https://blanqui.kingston.ac.uk/texts/social-wealth-must-belong-to-those-who-created-it-february-1834/)

Blanqui burada emek üzerindeki artıdeğer sömürüsünü sezmekte kalmıyor. İşçi sınıfının aristokrasi kadar sermaye ile uzlaşmaz karşıtlığını, ve devrimin bu yeni sınıf karşıtlığı temelindeki yeni içerik ve amaçlarını da tanımlamaya çalışıyor: Özel mülkiyetin kaldırılması ve toplumsal zenginliğin onu üretenlere ait olması! Burada henüz sisler içinde de olsa, yeni devrimci sınıf çıkarları temelinden, yeni bir devrim, yeni bir devrimci sınıf iktidarı, yeni bir toplumsal örgütlenme, yeni bir devrimcilik anlayışlarının nasıl filizlenmeye başladığını görmek mümkündür. (Marx ve Blanqui, 1848 devrimlerinin tarihsel-somut deneyimi üzerinden, her biri hem kendi cephesinden hem de etkileşim halinde bu sonuçları netleştirecektir.)

Aynı yazısının finalinde bununla da kalmaz:

“Toprağın mutlak eşitlikle toplumun tüm üyeleri arasında eşit dağılımını kast etmediğimiz açık olmalıdır. Zaten benzer bir şey denendi ve altında yatan sorunu ortadan kaldıramadı. Bu, (özel-bn) mülkiyet hakkının kendisinde hiçbir şeyi değiştirmeyecek, aşırı bir mülkiyet parçalanmasına yol açacaktır. Zenginlik emeğin kendisine değil emek aletlerinin sahiplerine mal olduğundan, eğer (özel mülkiyetin-bn) tüm gücü dokunulmadan bırakılırsa, bireycilik ruhu, orantısız biçimde büyük ölçekli (özel-bn) mülklerin yeniden inşasına yönelicek ve hemen aynı sosyal durumlara yol açacaktır. Bu nedenle eşitlik, yalnızca, bireysel mülkiyetin egemenliğinin yerine geçirilen bir (toplumsal-bn) örgütlenme rejimi aracılığıyla gerçekleştirilmelidir. Bu nedenle geleceğin tüm insanlarının bu birliğin unsurlarını aydınlatmak için hararetle çalıştıklarını görüyoruz.”

Blanqui burada da küçük burjuva özel mülkiyetçi ütopik-eşitlikçilik (ve dolayısıyla küçük burjuva demokratizmi) ile sınırları net çekmektedir. Geleceğin yeni toplumsal mülkiyet ve örgütlenmesinden bahsederken, bunun için mücadele edecek olan “geleceğin insanı”nı da (devrimci sosyalist) işçiler olarak tanımlamaktadır. Burada Çernişevski’nin “yeni insanlar”ının bir esin kaynağı kadar, daha sonra Lenin’in ünlü sorusunun da bir esin kaynağını görürüz: Geleceğin yeni insanı, sınıfsal belirleyicisi kim olacak; burjuva mı, köylü mü, işçi mi? Blanqui’nin yanıtı oldukça nettir: İşçi!

Önemli bir nokta daha: “Birlik” kavramı. Blanqui, bu kavramı ütopik sosyalist Saint-Simon’dan alarak kullanıyor. Saint-Simon, insanlık tarihi çağları boyunca üretimin toplumsallaşmasının gelişmesini, sezgisel “birliğin genişlemesi” kavramı ile ifade etmeye çalışır. Blanqui, sezgisel olarak, büyük çaplı üretimin, yani üretimin daha büyük çaplı toplumsallaşmasının ve bütünleşmesinin, geleceğin “birliğini” (toplumsal-bileşik olarak üretilen toplumsal zenginliğin toplumsal emekçiye mal olmasını) kolaylaştıracağını ve zorunlu kıldığını anlatmaya çalışıyor.

Blanqui’nin henüz 19 yaşındayken yazdığı bu yazısındaki fikir ve sezgileri, tek kelimeyle dahiyanedir. Kuşkusuz kendinden önceki ütopik komünist fikirlerden, o dönem Fransa’da yeni yeni doğmakta olan sosyalizm fikrinden aldığı çok şey vardır. Fakat onun farkı, sezgisel bir gelecek toplum görüsü ve isteği ile yetinmemesi, bunları sınıf çıkarları antagonizması ve yeni bir devrim anlayışıyla bütünleştirip somutlamaya çalışmasıdır. İkincisi önceki burjuva liberal ve demokratik komploculardan farklı olarak, salt siyasal iktidar sorunuyla yetinmemesi, siyasal iktidarı da sınıfların ekonomik çıkarları temelinde tanımlamaya çalışması, bu eşiği hiç aşamayacak olsa da, bir sosyal devrim eğiliminin sisler içinde belirmeye başlamış olmasıdır.

Blanqui bu yazısındaki fikir ve sezgileri, 1848 devrimleri sürecinden itibaren siyasal ve askeri olarak geliştirip netleştirdi; devrimin iktidarın burjuva geçici hükümete geçmesiyle bitmeyecek kalıcılığı ve sürekliliği, burjuvazinin silahsızlandırılması, düzenli ordunun dağıtılması, halk milisi, merkezi örgütlenme, proletarya diktatörlüğü… Ancak ne yazık ki, teorik, felsefi, ekonomi-politik olarak bu yazının pek ötesine geçemedi. Komploculuğu eski tarz burjuva-küçük burjuva liberal ve demokratik komploculuğa artık sığmayan bir devrimci sınıf temelinden geliştirip dönüştürmesine karşın komploculuktan (ve jakobenizmden) tam kopamamasının getirilerinden biri, teoriyi küçümsemesi, diyalektiği hiç bilmemesiydi. Tüm güç ve enerjiyi devrimde yoğunlaştırmak yerine, gelecek toplumun nasıl olması gerektiği üzerine ütopik ve doktriner yaklaşımlarla uğraşanlardan haz etmemesi, o dönem teoriden kurgu ve doktrinlerin anlaşılması da bunun bir diğer nedeniydi.

Blanqui, 1839 isyanı hükümdarın değişmesi dışında bir şey değiştirmeyince, halkı yeniden ayaklandırmayı umarak, yüzlerce silahlı militanı ile çok sayıda hükümet ve belediye binasını bir baskın ile ele geçirdi. Halktan hiç bir ses çıkmayınca, kendini yeniden hapishane de buldu. 1839 eski komploculuğun bu kez yeni sınıf bileşenleriyle, ama yine hüsranla sonuçlanan bir girişimi olmasından, bazı sonuçlar çıkarmaya başladı. Eski “komplocu” tarzdan tam kopamamasına, çünkü asıl Jacobenizm ve aydınlanma geleneğinden tam kopamamasına karşın, bunu olabildiğince propaganda ve örgütlenmeyle birleştirmeye çalıştı. Ama halen kitlelerin çalışma ve yaşam alanlarından örgütlenmesine yönelmiyor, siyasal iktidarın ele geçirilmesinin kitlelerin talepleri, mücadeleleri ve örgütlenmesiyle bağını kuramıyordu.

Bu, o dönem için bir noktaya kadar anlaşılabilir. Çünkü durmaksızın siyasal-toplumsal kriz ve sarsıntılara yol açan, en temel sorun, burjuva demokratik devrim/cumhuriyet sorunu olarak her şeyin merkezinde duruyordu. Bu sorun çözülmeden, başka hiç bir şey çözülemez hale gelmişti. Zaten işçi veya işçileşen kesimlerin mücadeleleri de, 1830’larda Lyon (3 kez) ve Silezya dokumacılarında olduğu gibi isyanlar biçiminde yaşanıyordu. Blanqui, cumhuriyet, demokrasi ve iktidar sorunlarının yeni sınıf temeliyle ilişkisini sezmek, devrimde liberal ve demokratik burjuvaziye ve esnafa güvenilemeyeceğini, işçilerin onların etkisinden sıyrılmadan ve örgütlenmeden devrimin kalıcı olamayacağını ve ilerletilemeyeceğini görmek, kimsenin önceden öngöremeyeceği devrim için uygun anın doğru tespit edilebilmesi için merkezi örgütlenme ve hazırlık gereğini anlamakla birlikte, siyasal devrim ile sosyal devrim arasındaki ilişki sorununu çözemiyordu. İktidarın ele geçirilmesine adanmış ve genellikle baskın tarzı hareket eden devrimci örgüt ile kitlelerin durumu arasındaki ilişki sorununu çözemiyordu.

Bir noktaya kadar anlaşılabilir çünkü, tüm devrimci yükseliş dönemlerini karakterize eden, her şeyin iktidar sorunu çevresinde toplanmasıdır. Blanqui de bu çerçevede dar komploculuktan siyasal devrim örgütüne doğru önemli adımlar atmıştı. (Nitekim daha sonra, Paris Komünü arifesinde, kitlelerin ayaklanmaya henüz hazır olmadığını siyasal deneyimleriyle görerek, kendi örgütünün kısa ve kolay yoldan iktidarın baskın tarzı ele geçirmesi girişimine karşı çıkmış, ancak örgütün harekete geçme iradesine isteksizce- felaketle sonuçlanacağını bilerek- devrimci disiplinle uymuştu.) Ancak profesyonel devrim örgütü, sosyal devrim bağıntısını hiç çözemedi.

Blanqui’nin bu sorunu çözememesinin en önemli nedeni ise, komploculuktan çok jakobenizm ve aydınlanmacılık geleneğinden tam kopamamasıydı. Sorunun temelini özel mülkiyet olarak koyan bazı yazılarına karşın, daha büyük sorun olarak hep “kitlelerin cahilliği”ni gördü. Yoksulluğun asıl nedeninin (özel mülkiyet ve sömürüden çok) cehalet olduğunu ileri süren çok sayıda yazısı vardır. (Alan B. Spitzer, “Louis Auguste Blanqui’nin Devrimci Teorileri”. Otonom yay. 2013)

En temel sorunun “cehalet” olarak görülmesinin kaçınılmaz sonucu da, küçük bir azınlık tarafından iktidarın ele geçirilip ancak devrimden sonra kitlelerin eğitilerek kendi kararlarını verebilir hale gelecekleri düşüncesidir. İşçiler için en iyi eğitimin kendi öz mücadele ve örgütlenmelerini geliştirmek olduğunu pek düşünemiyordu. Devrimci militanlar olarak tek tek örgütlenen işçilerin, sınıf çelişkilerinin en keskin olduğu çalışma ve yaşam alanlarından kopması veya küçümsemeye başlaması, Blanquicilerin bu alanlarda devrimci sınıf dayanakları yaratmalarını engelliyordu. (Kuşkusuz bunda, askeri-despotik rejimler altında her türlü işçi grev, birlik ve hak talebinin yasak olması ve ağır baskılarla ezilmesinin payı vardır. 1860’ların sonlarına doğru fiili işçi grev ve birliklerinin yükselişe geçmesiyle, Blanquicilerin en azından bir kısmı, buna yönelmeye çalıştı.)

1848 devrimleri ve Marx-Blanqui birliği

Marx, 1848 devrimleri sırasında Blanqui’yi “Fransa proletaryasının beyni ve esin kaynağı” olarak selamladı. Blanqui’nin 1848’de Paris’te düzenlediği işçi toplantılarının coşkuyla büyümesinin ürküttüğü liberaller “Blanquizm”e karşı kara çalma kampanyaları açınca, Marx “Blanquizm devrimci sosyalizmdir, komünizmdir” diye yazarak hiç ikirciksiz onun yanında yer aldı. Avrupa Devrimlerinin gelişiminin ve karşı-devrim tehlikesinin büyümesinin bir dizi kritik sorununda

ortak bir duruşa sahip olmalarıyla, 1850 başlarında, Marx-Engels’in yer aldığı (Komünist Manifesto’yu yayınlamış olan) Komünist Birliği, Fransa’da Blanquici komünistler ve İngiliz komünistleri ile birlikte bir “devrimci komünist dünya birliği” kurulması çalışmalarında yer aldı.

“Devrimci Komünistler Dünya Birliği” adını taşıyan örgüt/platformun 1850 başlarındaki kuruluş anlaşmasının altında, Fransa’dan Blanquiciler Adam ve Vidil, Almanya’dan Willich, Marx ve Engels, İngiltere’den Harney’in imzaları vardı.

Devrimci Komünistler Dünya Birliği, kısa bir faaliyet döneminden sonra 1848 devrimlerinin ağırlaşan yenilgi süreçleri karşısında, önce Almanya biriminin Marx-Engels ile Willich-Schaper fraksiyonları arasında bölünmesiyle sarsıldı. Ardından, Blanqui’nin Şubat devriminin üçüncü yıldönümü gösterileri için hapishaneden gönderdiği; mevcut geçici burjuva hükümet ve burjuva/küçük burjuva “demokratik sosyalist” yamaları Ledlu-Rollin ve Louis Blanc’ı mahkum eden, devrimin bu geçici burjuva hükümeti indirip proletaryanın silahlandırılmasıyla ileri taşınmasını isteyen deklarasyonu nedeniyle, Blanquiciler devrimin kalıcılığının biricik güvencesinin proletarya diktatörlüğüyle sonuna kadar götürülmesi olduğunu savunan devrimci komünistler ile Ledlu-Rollin ve Louis Blanc ile ittifak yanlısı “demokratik sosyalistler” (sosyal-demokratlar) arasında bölündü. Bu bölünmeler Devrimci Komünistler Dünya Birliği’nin kurulduktan bir yıl sonra dağılmasına yol açtı.

Blanqui “Halka Uyarı” başlıklı deklarasyonunda, geçici hükümeti ve “sosyalist” geçinen Louis Blanc ve Ledlu-Rollin gibi bileşenlerini “devrimin katilleri” ilan ediyordu. Geçici hükümetin halka yeni vergiler salmasını, kraliyet mensupları ve yasalarını yerinde bırakmasını, işçileri tutuklamasını, radikal cumhuriyetçilere karşı cadı avı başlatmasını “devrim hırsızlığı ve devrime ihanet” olarak tanımlıyordu. Halkın iktidarı almasını engelleyip devrimi kendi burjuva iktidarları için kullanan ve satanların bir tekine bile güvenmemiz devrimin sonu olur, yazıklar olsun halkın bunların ağına bir daha düşmesine sessiz kalanlara diye gürlüyor, ardından devrimci hareket planını açıklıyordu:

“Proletaryanın siperleri üzerinde yükseldiği halde hemen şunları yapmayan hükümet haindir ve indirilmelidir: 1. Burjuva muhafızların silahsızlandırılması, 2. Tüm işçilerin silahlanması ve ulusal milis olarak örgütlenmesi.

Kuşkusuz başka zorunlu tedbirler de vardır, ama bunlar halkın öncelikli güvencesidir, diğerleri bu eylemden doğup büyüyecektir.

Burjuvazinin elinde tek silah bile kalmamalıdır. Bu sağlanmadan kurtuluş imkansızdır.

Bugün kitlelerin sempatisini kazanmak için birbiriyle tartışıp duran çeşitli (sosyalist-bn) doktrinler, gölgesi adına asıl amacı terk etmezlerse, ancak o zaman halkın koşullarını iyileştirme ve esenlik vaatlerini yerine getirebilirler.

Silahlanma ve örgütlenme, bunlar ilerlemenin tayin edici unsurlarıdır, yoksulluğa son vermenin biricik ciddi yöntemleridir.

Demire (silaha-bn) kim sahipse, ekmeğe de sahip olur.

Süngülerin önünde secde mi edeceğiz; silahsızlandırılan kalabalıklar kenara çekiliyor. Fransa’nın silahlı işçilerle dolması, sosyalizmin doğması demektir.

Silahlı işçilerin varlığında tüm engeller, ayak diremeler, imkansızlıklar ortadan kaybolacaktır.

Ama sokakta saçma sapan gezintilerle, özgürlük ağaçları dikerek, avukatların neşeli nutuklarıyla kandırılmalarına izin veren işçiler için, önce kutsal su, sonra hakaretler ve nihayet falaka sopası gelecek. Ve sonsuza dek yoksulluk.

Halk tercihini yapmalı!” (Auguste Blanqui, “Halka Uyarı”, 25 Şubat 1851. https://www.marxists.org/reference/archive/blanqui/1851/toast.htm)

Marx ve Engels ise, aynı devrimci proleter fikirleri ve hareket planını daha etraflıca işleyen bir yönerge yazısını, Mart 1850’de merkez komitesinde yer aldıkları Komünist Birliğine göndermişlerdi. Marx ve Engels bu yazılarında, Komünist Birliğin 1848 devrimleri sürecindeki faaliyetleri ve durumunu kısaca özetledikten sonra, Almanya’daki devrimin geldiği noktayı sınıfsal ve siyasal olarak analiz edip bir hareket planı belirliyorlardı.

“Demokratik küçük burjuvazi, kendi amaçlarına kısmen ulaşarak devrimi olabildiğince çabuk bitirmek isterken, bizim dikkat ve görevimiz, az ya da çok mülk sahibi olan sınıflar uzaklaştırılıncaya, proletarya yönetici pozisyonları ve devlet iktidarını fethedinceye ve proleterlerin birliği sadece bir ülkede değil dünyanın tüm önde gelen ülkelerinde yeterince ilerleyene -bu ülkelerin proleterleri arasındaki rekabete son verilinceye ve en azından üretimin belirleyici güçleri işçilerin elinde toplanıncaya- kadar devrimcin kalıcı sürekliliğidir. Amacımız özel mülkiyeti sadece düzeltmek değil ortadan kaldırmak, sınıf karşıtlıklarını uzlaştırmak değil sınıfları ortadan kaldırmak, mevcut toplumu iyileştirmek değil yeni bir toplum kurmaktır.”

Marx ve Engels, devamla, Almanya demokratik küçük burjuvazinin Fransa’da olduğu gibi, yenilgisinden sonra işçi sınıfına yaslanıp yedeklemeye çalıştığı, işçi sınıfının küçük burjuva ve burjuva denetimine gireceği bu tür bir sosyal-demokratik birliğe karşı çıkılması, işçi sınıfının küçük burjuvaziyi de ileriye çekebilmek için kendi bağımsız devrimci hareketini örgütlemesini gerektiğini söylerler.

“… (İşçi sınıfı) yeni resmi hükümetlerin yanı sıra, ya yerel yürütme komiteleri ve konseyleri biçiminde ya da işçi kulüpleri veya komiteleri aracılığıyla, eş zamanlı olarak kendi devrimci işçi hükümetlerini kurmalılar ki, burjuva-demokratik hükümetler işçilerin desteğini hemen kaybetmekle kalmasınlar, kendilerini en başından itibaren tüm işçi kitlesinin belirlediği organların denetimi ve tehdidi altında bulsunlar. Kısacası, tam da zafer anından itibaren, işçilerin güvensizliği artık yalnız mağlup gerici partiye değil, eski müttefiklerine, ortak zaferi kendisi için kullanma niyetinde olan partiye (burjuvazi-bn) karşı yöneltilmelidir.

Burjuva demokratların işçilerle çatışacağı ilk nokta, ilk Fransız devriminde olduğu gibi feodalizmin ortadan kaldırılmasının biçimi konusunda olacak, küçük burjuvazi feodal toprakları serbest mülkiyet olarak köylülere vermek isteyecektir; yani, kırsal proletaryanın varlığını sürdürmeye ve hala Fransız köylüsünün ızdırabını çektiği aynı fakirleşme ve borç döngüsüne maruz kalacak bir küçük burjuva-köylü sınıfı oluşturmaya çalışacaklar. İşçiler, hem kırsal proletaryanın hem de kendi çıkarları için bu plana karşı çıkmalıdır. El konulan feodal mülkiyetin devlet mülkiyetine dönüştürülmesi ve büyük ölçekli çiftçiliğin tüm avantajlarıyla birlikte kırsal proletarya tarafından kolektif olarak ekip biçme ve ortak mülkiyet ilkesinin hemen sağlam bir temele kavuşacağı işçi toplulukları için kullanılması istenmelidir. Burjuva mülkiyet ilişkilerinin sallantılı sisteminde demokratların köylülelerle ittifak kurması gibi, işçiler de kırsal proletarya ile ittifak kurmalıdır.” (Marx-Engels, Merkez Komitesinin Komünist Birliğe Yönergesi, Londra, Mart 1850. https://www.marxists.org/archive/marx/works/1847/communist-league/1850-ad1.htm)

1848 devriminin deneyimlerinden ve Marx-Engels’in Blanqui ile etkileşiminden doğan bu önemli alıntıları, 1848 devrimleri ile 1871 Paris Komün Devrimi arasındaki tarihsel ilişkinin görülebilmesi açısından uzun tuttuk. 1848 devrimleri ve işçi sınıfı ve devrimci önderlerinin bundan çıkardığı temel dersler olmasaydı, Komün Devrimi de olmazdı. Marx ve Engels, burada halen “devlet iktidarının ele geçirilmesi”nden bahsediyor. Ama devrimin burjuva ve küçük burjuva demokratik sınırlarda kalmasının ölümü demek olacağı, ancak proletarya diktatörlüğü yoluyla kalıcı kılınıp komünizmi gerçekleştirinceye sürdürülmesi gereği, bunun için proletaryanın bağımsız merkezi devrimci komünist partisi ve komite ve konseyler yoluyla örgütlenmesi fikirleri belirginleşmiş durumdadır.

Blanqui de Fransa’da 1848 Şubat Devriminin ardından Paris’te geçici bir (burjuva) hükümetin kurulması ve (burjuva) seçimlerin ilan edilmesinin tehlikesini hemen farketmişti. Seçimlerin 1 yıl ertelenerek, hükümdar ve yasalarını tümden kaldıracak, başta geniş geri kırsal nüfus olmak üzere kitleleri siyasal olarak eğitecek geçici bir devrimci diktatörlük kurulması çağrısında bulunmuştu. Onun savunduğu, mevcut burjuva hükümetin asla gerçekleştirmeyeceği ve ancak ona karşı gerçekleştirilebilecek “işçilerin özgürleşmesi”, “sömürü saltanatının sonu”, “emeğin sermayenin zorbalığından kurtaracak yeni bir düzenin gelişi”ydi. (August Blanqui, “Paris’in Demokratik Kulüplerine”, 22 Mart 1848. https://blanqui.kingston.ac.uk/texts/to-the-democratic-clubs-of-paris-22-march-1848/) En ileri sınıf tarafından ilerletilmeyen devrim geri teper öngörüsü bir kez daha doğrulandı. Seçimler, çok geçmeden Louis Bonaparte’ı başkan yapan, 5 yıl içinde de Cumhuriyeti devirmeye davet eden, burjuva-gerici bir hükümet ve meclise yol açtı.

Blanqui ve Marx ve Engels’in bu çağrı ve yönergeleri ne yazık ki hayata geçmedi. Devrimler tam da burjuva liberal ve demokratların elinde can çekiştiği durumda öngördükleri gibi ağır yenilgi ve karşıdevrimlerle sonuçlandı. Tüm bunlara karşın Blanqui ve Marx-Engels’in birbiriyle de etkileşim içindeki bu yaklaşım, çağrı ve yönergeleri, tüm bir 1830’ların ve 40’ların yoğun devrimci sarsıntı ve savaşımlarının deneyimlerinden çıkardıkları devrimci proleter sonuçları parlak biçimde özetler. Burjuva liberaller ve “sosyalist” kılıklı küçük burjuva demokratik yardakçılarına karşı sınırların çok net çizilmesi; devrimin öncelikle bağımsız sınıfsal güç (örgütlenme ve silahlanma) ve iktidar sorunu olarak tanımlanması; devrimin yarı yolda ve iktidarın burjuvazinin eline geçmesiyle durmasının ve onunla uzlaşmanın ölüm (karşıdevrim) anlamına geldiğini, devrimin silahlı proletarya ayaklanması ve proletarya diktatörlüğü ile tüm sömürücü-ayrıcalıklı sınıflar ve özel mülkiyet ortadan kaldırılana kadar kesintisiz sürdürülmesi. Bunlar Marx ve Engels’in Blanqui ile ortak devrimci komünist platformunu oluşturuyordu.

Komünist Birliği, Fransa Blanquici komünistleri ve Britanya komünistleri ile genişletip yeni bir düzleme taşımayı hedefleyen Devrimci Komünistler Dünya Birliği ne yazık ki çok geçmeden dağıldı. Bugün Marksistler arasında bile pek bilinmez. Oysa Marx ile Blanqui’nin (birbirleriyle hiç yüz yüze görüşmemiş olsalar da) bu ortaklaşma dönemi, Marksizmin tarihsel gelişiminde çok önemli bir momenttir.

Marx-Blanqui ilişkisinin Marksizme katkılarını, Komünist Birliği ile 2 yıl sonraki Devrimci Komünistler Dünya Birliği’nin programatik birinci maddeleri arasındaki farktan görebiliriz:

Komünist Birliğinde ilk madde şöyleydi:

“Birliğin amacı, burjuvazinin devrilmesi, proletaryanın egemenliği, sınıf karşıtlığına dayalı eski burjuva toplumun ortadan kaldırılması ve sınıflar ve özel mülkiyetin olmadığı yeni bir toplumun kurulmasıdır.” (1847-48)

Devrimci Komünistler Dünya Birliği’nin yine Marx ve Engels tarafından kaleme alınmış görünen programatik birinci maddesi şöyleydi:

“Birliğin amacı, tüm ayrıcalıklı sınıfların devrilmesi ve bu sınıfları proletarya diktatörlüğüne tabi tutarak insan toplumunun nihai örgütlenme biçimi olan Komünizmin gerçekleşmesine kadar devrimin kalıcı olarak sürdürülmesidir.” (1850-51) (Bkz. David Riazanov, The Relations of Marx with Blanqui. 1928. https://www.marxists.org/archive/riazanov/1928/xx/blanqui.htm?fbclid=IwAR3r4P6VSTYvITpPHU7kGhLARnpRkYoeADrDjQS4omSZW_1LPFj-0w_4BwI)

Aralarındaki temel farklar, Proletarya Diktatörlüğü, devrimin Proletarya Diktatörlüğüne ve oradan Komünizme kadar sürekliliği, “ayrıcalıklı sınıflar” kapsamındaki küçük burjuva demokratizmine karşı da proletaryanın merkezi partisi (ve komite ve konseyler) yoluyla bağımsız hareketi.

Bunlar, Marksizm açısından Komünist Manifesto’dan (Şubat 1848) 2 yıl sonra gelen ve Marx’ın Fransa’da Sınıf Mücadeleleri (1850) ve 18 Brumaire (1852) yapıtlarına da taşıyacağı yeni açılım noktaları içermesiyle tarihsel öneme sahiptir.

Blanqui ve geleceğin toplumu

Blanqui Paris Komün devrimine giden süreçte de, en örgütlü güç olarak önemli bir rol oynadı. Ancak yine diyalektik yoksunluğu, yurtseverlik, jakobenizm handikaplarını aşamadı. Yurtseverliği nedeniyle “ulusal hükümete” göz yumma hatası, doğru bulmadığı halde örgütünün istediği bir erken hükümet baskınında yer alarak tutuklanması, Komün devrim ve konseyine gelmeden hapse girmesine, “Komünün başsız kalmasına” yol açtı. Diğer taraftan, 1848 devrimlerinden 23 yıl sonra, Komün Konseyinde Enternasyonalci Marksist eğilimdekiler ile Blanquiciler bir kez daha biraraya geldi, kısa bir dönem için ortak tutum aldı. Blanqui’nin ömrünün son yıllarında kadın hakları ve mücadelesini desteklemesi ise, jakobenizm ve (eski komploculuğun da temelini oluşturan) dar zanaat tarzı devrimcilik anlayışından, en radikal kopuş halkalarından biriydi.

Küçük burjuva ütopisyen ve doktrinelerin ciddiyetle tartıştıkları komünizmde “tuvaletleri kim temizleyecek?” sorularına alayla şöyle yanıt vermişti:

“Yeni Salente’nin (o dönemin ütopyacı edebiyatında ütopik bir ülke-bn) vatandaşları kendileriyle, zamanlarıyla, seyahat veya huzur hayalleriyle ne yapacaklar? Çamaşırları kim yıkayacak? Sokakları kim süpürür? Tuvaletleri kim temizleyecek? Kömürü madenden kim çıkaracak?

Tüm bu küstah sorular tek bir yanıtı hak ediyor: Bunlar ne seni ne de beni ilgilendirir!

Ah! Ne! İşte hepsi yüksek eğitimli, Akademi tarafından öğretilenden daha gelişmiş kırk-elli milyon insan, hepsi de şiddete ve hileye karşı tepeden tırnağa silahlı, hepsi en ufak bir provokasyona karşı duyarlı, vahşi atlar kadar uyanık. Onların ortasında, şu hükümet denilen yok edilebilir ve yok edilmiş şeyin hiçbir izi onların başını döndüremezdi; ne bir otorite gölgesi, ne bir nebze kısıtlama, ne de bir etki kırıntısı! Gelecekteki bu kırk milyon kapasite, bugün hayatta olan herkesin önüne geçecek- ancak yine de, tavsiyemize, kurallarımıza, sert disiplinimize kendi toplumlarını örgütlemek için ihtiyaç duyacaklarını mı düşünmemiz gerekiyor? Biz olmadan gömlekleri ve pantolonlarını nerede bulacaklarını bilemeyeceklerini ve biz uyarmadıkça çiğnenmesi ve yutulması gereken şeyleri kulaklarından yutmaya çalışacaklarını mı düşünmemiz gerekiyor? Bu çok fazla. Bana kalsaydı, mezarıma gelip beni tuvaletleri kim temizleyecek gibi sorularıyla rahatsız ederlerse, doğrudan şöyle yanıt verirdim: ‘ (Tuvaletinin kokması yüzünden-bn) Burnunu nasıl tıkayacağını bilmiyorsan, onun yerine kıçını tıka!” (Blanqui, “Komünizm, Toplumun Geleceği”. https://blanqui.kingston.ac.uk/texts/communism-the-future-of-society-1869/)

Blanqui, tuvatlerinizi de bi zahmet kendiniz temizleyin demeye getiriyor: Bu gibi ayrıntıları bugünden bizim kendi dar görüşlerimizle belirlemeye kalkmamız yanlış olur, diyor. Geleceğin insanları, yoksulluk ve baskı gibi temel sorunlarından kurtulan özgür, bilinçli, gelişkin insanlar olarak, kendi kararlarını kendileri verecekler, sorun olarak gördükleri şeyleri de bizim düşünebileceğimizden çok daha gelişkin biçimde çözeceklerdir.

Blanqui’nin yeni toplum üzerine polemiği basit görünse de, devrimcilik anlayışına uygundu:

“(Önce-bn) eski toplumu yok edelim- yenisini yıkıntıların altında bulacağız. Kazmanın son darbesi onu zaferle gün ışığına çıkaracak.” (Blanqui, Devrim Üzerine, 1850. https://blanqui.kingston.ac.uk/texts/on-revolution-1850/)

Marx da geleceğin toplumu üzerine ütopik kurguları ve hazır reçeteleri reddetmeyi belki Blanqui’den öğrenmişti. Ama Marx’ın geliştirdiği devrimci tarih bilimsel komünizm anlayışı, yani kapitalist sistemin içindeki uzlaşmaz çelişkilerin tarihsel gelişim doğrultusu olarak devrimci komünizm, geleceğin toplumunun bir dizi temel çizgisini bilimsel olarak saptama, ve sınıf savaşımının programatik, stratejik, örgütsel-taktik olanaklarını da bu doğrultuda geliştirme olanağı veriyordu.

Marx, Blanqui’den çok şey öğrendi, ömrü boyunca ona büyük saygı duydu. Hegel’i, Ricardo’yu olduğu gibi Blanqui’yi de özümseyerek aşmış olsa da, Marksizmin tarihsel-eleştirel gelişim uğrakları arasındaki Hegel, Ricardo gibi devlerin yanına, Blanqui’nin adının da yazılması zorunludur.

Fourier, Saint-Simon, Robert Owen, Ricardo, Hegel, Morgan, Darwin, Çernişevski, Blanqui… Her biri burjuva demokratik (son ikisi için halkçı devrimci demokratik) gelişim ihtiyaç ve yetilerinin geldiği ve gelebileceği en ileri, bazı yanlarıyla burjuva demokrasisini ve aydınlanmasını epey aşan ama bazı yanlarıyla da onun tarafından belirlenen ve tutucu kalan devlerdi. Blanqui de bu zanaat döneminin hem etkisini koruduğu hem de işçileşmeye doğru çözüldüğü, ama Fransa’da modern bir proletaryanın henüz oluşum sürecinde olduğu, bu dönemin devrimci çelişkilerinin bir ürünüydü. Bir yanıyla burjuva/küçük burjuva demokratizmini, jakobinizmi, komploculuğu, zanaatçı geleneklerini epey aştı, proleter devrimciliğe çok yaklaştı, ama bir yanıyla da bu çözülen burjuva/küçük burjuva zanaat geleneklerine bağlı kalmaya devam etti. Sınıf, örgüt, devrim, devlet, iktidar, mülkiyet sorunlarında kaydettiği tarihsel öneme sahip devrimci gelişme ve sıçramalar kadar, başarısızlıkları, devrimci örgüt ile sosyal devrim ilişkisini bir türlü kuramaması, kıyısına geldiği bir dizi önemli devrim fırsatını kaçırması, bu çelişkilerinin bir ürünüydü.

Not: Önümüzdeki aylarda yayınlamayı umduğumuz “1857-1873 dönemi dünya tarihi, Marksizmin gelişimi ve Komün Devrimi” kitabından bir bölümdür. Yazıda gösterilen İngilizce kaynaklardan çeviriler bize ait.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*