Anasayfa » GENÇLİK » İntihar eden bir işçinin mektupları: Xu Linzi’den Furkan Celep’e…

İntihar eden bir işçinin mektupları: Xu Linzi’den Furkan Celep’e…

Furkan Celep. 18 yaşında. Kocaeli Darıca’da Kargo işçisi.

İntihar etti. Cesedi kıyı falezlerinde bulundu.

İntihar etmeye karar verdiğine dair bir kaç paylaşım yaptı. İçki ve uyuşturucu kullanmadığını, bunalım ve depresyonda olmadığını, intiharın günlerce, haftalarca, aylarca düşündüğü bir konu ve karar olduğunu yazdı.

Muhtemelen kimse pek umursamadı.

Bir intihar mektubu bırakarak gerçekten intihar edince, sosyal medyada “top trend topik” oldu.

Furkan’ın intiharı ve son mektuplarının bize ilk anımsattığı, Çinli Foxconn işçisi, işçi şair Xu Linzi’nin şiirleri ve intiharı oldu.

Linzi’nin şiirlerini İngilizcesinden çevirdiğimiz “İntihar Etmiş Bir İşçinin Şiirleri” başlıklı yazımızda şunları söylemiştik:

“Xu Linzi kırsaldan yoksulluk içinde kente, fabrikalara çalışmaya gelen milyonlarca göçmen işçiden biridir. Ama kitaplara, okumaya, sanata, edebiyata, bilime meraklıdır; çoğu göçmen işçinin yaptığı gibi 5-6 yıl herşeye katlanarak bir miktar para biriktirmek için en ağır koşullarda fabrikalarda çalıştıktan sonra, köyüne dönüp evlenip küçük bir ev inşaa etmekten ibaret olan kaderi paylaşmak istemez. Çalışma dışı zamanının tamamını geçirdiği büyük kütüphanelerin, üç kuruşluk ücretinin tamamını yatırdığı büyük kitapçıların olmadığı bir yerde yaşayamayacağını düşünür. 3 yıl montaj hattında ölümüne çalıştığı Shenzen’deki Foxconn fabrikasında, şiir, edebiyat ve gazetecilik çalışmalarına daha fazla zaman ayırabilmek için büro işine geçmeyi umar. Bu umudu gerçekleşmeyince dayanamaz hale geldiği fabrikadaki işini bırakır. Başka şehirlere giderek, sanatsal çalışmalarını sürdürme olanağı olacak farklı işler arar. Tabii bu tür bir iş bulamaz, yeniden umutsuzluğa kapılır, Ekim 2014’te intihar eder.

Xu Linzi’nin ilk şiirleri, 1 milyon işçinin çalıştığı Foxconn’un iç gazetesinde yayınlanır. Burada yayınlanan şiir, öykü, makale, film eleştirileri ona ilk edebiyat ve gazetecilik eğitimi ve heyecanını kazandırır. Fabrika, montaj hattı, göçmen işçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin eleştirel dozu ve etkisi giderek artan şiirleri sansürlenerek yayınlansa da, Foxconn işçileri arasında büyük bir etki yaratır, elden ele dolaşarak işçiler tarafından yüksek sesle birlikte okunur. Şiir ve sanata olan doğal yeteneği gazete editörlerinin dikkatini çekse ve gazete onsuz çıkamaz hale gelse de, sansür ve şiirlerini gönderdiği sanat dergi ve gazetelerinin bunları yayınlamaması, şiir ve sanatsal çalışmalarına daha fazla zaman ve olanak sağlayacak koşulların olmaması, aşırı duyarlı, içe kapalı ve utangaç işçi gencin umudunu iyice kırar.

Şiire olan olağanüstü doğal yeteneği ile çok çetin koşullarda incelemeye çalıştığı geleneksel ve modern Çin şiiri ve sanatı üzerine çalışmalarından, neoliberal kapitalizmin yıkıcı, ezici çalışma ve yaşam koşullarının deneyimi ile ince sanatsal duyarlığın birleşiminden, yalnızca Çin’de değil dünya çapında benzer koşullardaki yüz milyonlarca işçiyi kucaklayan ve hitap eden, yıkıcı proleterleşme süreçlerinin en çıplak, en yalın, en içerden, en keskin eleştirel, evrensel bir işçi şiiri doğar. “Montaj hattında, on binlerce işçi kağıttaki sözcükler gibi dizilmiş/ “Daha hızlı, acele edin” diye havladığını duyuyorum denetçinin.” diye anlatır yaşadıklarını. “Acılar içinden akarak/nihayet kalemimin ucuna erişiyorum/kağıda kök salarak sağaltmaya çalışıyorum kendimi/benim yazdıklarımı ancak göçmen işçilerin kalpleri anlayabilir” diye paylaşır hislerini. Gençliğinin -henüz 20’lerin başındayken- nasıl solup gittiğini gün gün hissederek haykırır: “Gündüz gece nasıl yerle bir olduğunu seyrediyorum gençliğimin/Preslenmiş, cilalanmış, kalıbına dökülmüş/Birkaç kuruşluk, ücret denilen faturaların.”

Linzi’nin şiirlerine evrensel derinliğini kazandıran, yalnızca bir işçinin acılarını, kendi ürettiklerine, kapitalistlerin elinde canavarlaşan ve düşmanlaşan üretici güçlerine, emeğine, kendine yabancılaşması, yalnızlaştırılmasını, “ücret, makine, montaj hattı, çıktı” kelimeleri altında gençliğinin, düşlerinin nasıl ezildiğini çok çarpıcı biçimde dile getirmesi değil, şiiri de proleterleştirmesi, bu uzlaşmaz sınıf karşıtlığını en kaba ve acımasız ücretli kölelik gerçeğinin karşısına yalnızca ve basitçe biraz daha iyi ücret ve çalışma koşulları istemini değil, işçilerin çok yönlü toplumsallaşmış bireyler, yeni bir yaşam ihtiyaç ve özlemini koyarak daha ileriye taşıyabilmesidir. Bu yüzden Linzi’nin şiirleri her ne kadar acı ve ümitsizlikle karılmış görünse de, dünya çapında gelişmekte olan fiili kitle grevleri, işçi isyan ve direnişleri, daha gelişkin proleter devrimci kolektif örgütlenme ve mücadelelerine doğru yazılmayı bekleyen şiirlerinin, tohumunu ve esinini de içinde taşımaktadır.“(https://devrimciproletarya1.net/intihar-eden-bir-iscinin-siirleri/)

Xu Linzi üzerine yazının hemen ardından Furkan’ın son mektuplarını koymak, okurun, ikisi arasında evrensel proleter bağlantıyı zorlanmadan kurmasına olanak verecektir:

Furkan’ın intiharının ardından solda hemen “geleceksizlik, ümitsizlik, sevgisizlik, adaletsizlik” kilişeleri boca edildi. Hatta Furkan’ın intiharından çıkardığı biricik sonuç, “işçilere günaydın diyelim, sevecenlik gösterelim” olan bir yazı okuma talihsizliğinde bile bulunduk.

Biz ise tam tersine diyoruz ki, Xu Linzi’ler, Furkan’lar bugün bunu ancak intiharlarıyla yüzümüze çarpıyorlar olsa da, bizim geleceğimizdir, işçi sınıfının geleceği ve ümididir.

Furkan belki, bir devrimci, Marksist, sosyalist işçi değildi. Ama son mektuplarında, Marx’ın ilk gençlik yazılarına yer yer yaklaşan derinlikte şeyler yazabildi.

Görülmeyen şudur: Furkan yeni bir işçi tipolojisiydi. Kapitalizmin işçilere koyduğu fare kapanı standartlarına (bir ev, araba için ömrünü yemek, dış görünüşe dayalı, içi boş, duygusuz ve ruhsuz, şeyleşmiş ilişkiler vb) sığmayan bir işçiydi. Değerli olmayı kendini metalaştırmada (bir ev, arabaya ömür boyu çalışma yeteneğini ve yaşamını satmak, yakışıklı olmak, pragmatist ilişkiler sürdürmek, vb) değil, kendi istediği ve kendi ihtiyaç duyduğu şeyleri yapmakta, kendini çok yönlü (toplumsal, zihinsel, duygusal, ekolojik) olarak geliştirmede, tam da Marx’ın gençlik yazılarında kullanmış olduğu felsefi bir ifadeyle, “kendi (toplumsal-bn) özünü” gerçekleştirmede görüyordu.

Meta-işgücü olarak (sermaye için) değerli olmak değil, toplumsal bir birey olarak, kişiliğini ve yeteneklerini çok yönlü geliştirerek ve toplumsallaştırarak, doğayla, sanatla, kitaplarla, kendisiyle benzer özlemleri duyanlara gençlerle kaynaşarak, kendi toplumsallaşan özünü -birlikte- gerçekleştirmek istiyordu. Kapitalizm tarafından belirlenen ihtiyaçlara bağımlı olarak değil, kendi yaşamı üzerine kendi kararlarını alarak, kendi gerçek toplumsal ihtiyaç, ilişki ve yeteneklerini geliştirebilmek, kendisi olarak sevilmek istiyordu.

Furkan bulunduğu çevre ve işyeri ortamında anlaşılmamış, dışlanmış olabilir. Günümüzde sol ve devrimci iddialı çevreler bile, doğayla, sanatla, kitaplarla, yaratıcı etkinliklerle uğraşmak, kendini mücadele içinde de daha öznesel olarak gerçekleştirmek isteyen genç işçileri ne kadar anlıyor ki?

Ama Furkan, en azından potansiyel olarak yalnız değildi. Liberal vicdancı ve basmakalıp küçük burjuva solu bir yana bırakırsak, Furkan’ın intiharıyla birlikte yolladığı son mektuplarının genç işçiler ve öğrenci-işçiler içinde yarattığı sarsıntı ve yankı, bu genç kuşak işçiler/işçileşme sürecindekiler içinde benzer şeyleri yaşayanların ve hissedenlerin ne kadar çok olduğunu gösteriyor.

Furkan tabii ki intiharıyla değil ama, büyüyen, gelişen, farklılaşan, yeni istem, ihtiyaç ve özlemleriyle yeni ve daha gelişkin bir işçi kuşağının habercisi.

Tüm ihtiyacı ekmek, geçim, ev, araba vb.den ibaret olmayan; ihtiyaçları doğa, sanat, bilgi, duygu, zihinsel, duygusal ve çok yönlü yaratıcı eylem ve etkinliklere, kendisi gibi başka işçi gençlerle kaynaşıp birlikte yeteneklerini açıp zenginleştirmeye, toplumsal birey olmaya, gerçek toplumsallaşmaya doğru genişleyen ve derinleşen yeni bir işçi kuşağının filizlenmesine tanık oluyoruz.

Furkan’ın kırılganlığı da, burjuva ve basmakalıpçı sol basında söylendiği gibi “aşırı hassas” olmasından değildi (bununla ne ima edildiği de ayrı bir dışlayıcılık kodudur). Tam tersine kendisi gibi, daha gelişkin toplumsal proleter birey olma eğilim ve çabası içinde olanların kapitalist sistemle çelişkisinin daha keskin ve sert olmasındandı.

İntiharı bile aslında duygusal bir çöküntü ve sürüklenmeden çok, oldukça bilinçli bir tercih olarak görünüyor. Kendi (toplumsallaşan) özümü toplum içinde gerçekleştirip geliştiremediğim bir yaşamın, kendi (toplumsallaşan) ihtiyaç ve özlemlerime yabancı, -mış gibi sahte bir yaşamın bir anlamı yok, diyor.

Çözüm, Furkanlara Erich Frommcu, Leo Buscalgiacı “seni seviyoruz” liberal psiko-rehabilatasyonları taslamak değil. Çözüm, Furkanların karşısına geçip “geleceksizlik” ajitasyonları yapmak da değil. Çözüm tam tersine, Furkanlara ulaşarak bu yeni ve daha gelişkin potansiyellere sahip genç işçilerin, işçi sınıfının ve daha gelişkin ve öznesel bir sınıf savaşımının geleceği oldukları anlamak, anlamalarını sağlamak. Kapitalizm koşullarında, kendi (toplumsallaşmış sınıf) özlerini, ancak kapitalizme karşı proleter devrimci kolektif ve çok yönlü savaşım içinde geliştirip gerçekleştirebileceklerini göstermek.

Furkan, kapitalizmin önüne koyduğu bireyci-metalaştırıcı-kendine yabancılaştırıcı amaçları net biçimde reddediyor; ama kendi gerçek sınıfsal ihtiyaç ve özlemlerini geliştirme ve gerçekleştirmenin yolunu/kanalını kendi başına bulamadığı için, travmatikleşen bir toplumsal amaçsızlaşma yaşıyor.

Kendi gerçek toplumsal ihtiyaç ve özlemlerinde ise, aslında o amaç ( örtük ve potansiyel olarak) var: Furkanların birbirini bulmasını sağlayarak, birlikte özneleşip çok yönlü gelişebilecekleri, yönetim süreçlerine de aktif olarak katılacakları ve katkıda bulanacakları, sendikal, sosyal, siyasal, kültürel her düzeyde daha gelişkin, sosyalist devrimci sınıf savaşımı örgütlenmeleri ve komünist bir toplum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*