Home » DÜNYA » Fransa’da kriz derinleşiyor

Fransa’da kriz derinleşiyor

Pandemi sadece mevcut işçileri vurmakla kalmıyor, daha geniş kesimlerin de yıkıcı işçileşmesini veya işsizleşmesini hızlandırıyor.

Fransa burjuvazisinin en önemli kar kaynaklarından biri olan turizm yüzde seksen oranında durmuş durumda. Turizm deyip geçmeyelim, turizmle bağlantılı Restorant, Cafe-bar, Otel, Şehir turları, Havayolu, Hediyelik eşya, Taksi, Tren, dünya burjuvazisinin vazgeçilmezi moda-marka giyim, kozmetik, yine turizmle bağlantılı şarap, şampanya beşyüz çeşit peyniriyle turistlerin restoran cafe ve otellerde tükettiği gıda ürünleriyle birlikte düşündügümüzde sadece turizm sektörünü vurmakla kalmıyor, emlaktan tarıma ulaşımdan lüks tüketim ürünleri endüstrisine kadar geniş bir alanda krizi derinleştiriyor.

Yine bu süreçte yaygınlık kazanan online ticaret eklenince, Amazon, Aliexpresse, Ebay, Wish ve benzeri tekeller tarafında pazarın ele geçirilmesiyle küçük esnafın krizi daha da büyüyor. Küçük esnafı zararları çalıştırdığı işçilere yıkmaya çalışması da kurtarmıyor, çalıştırdığı işçilerle birlikte adım adım kendini işsizler ordusunda bulmaya başlıyor.

Kriz aynı zamanda mülksüzleşme ve yeni proleterleşme dalgaları demektir. 2008 krizinden bu yana burjuvazinin kriz saldırısı programları, işçi sınıfından başlayarak küçük esnaf ve küçük üretici köylüye kadar geniş bir kesimi kapsayarak kesintisiz devam ediyordu. Sarı yelekliler hareketinin çok tartışılan bileşenleri içinde bu kesimler de yer alıyordu. Altan alta iflaslar, belirsizlik ve bir yandan düşen kar oranları ve işçileşmeye zorlanan küçük esnaf ve çok geniş bir alana yayılan küçük üretici köylü içersinde ciddi bir kaynama ve patlama sinyaleri hissedilmeye başlandı.

Kapitalist devlet de boş durmuyor. Yıkım içindeki küçük mülk sahiplerini de kapsayacak bir patlamanın işçi sınıfı ve işsizler ordusu ve sefalete itilmiş geniş bir işçi, yarı işçi ya da Caf’a (yoksulluk yardımı alanlar) mahkum edilmiş göçmen kitlesiyle buluşması sadece Fransa burjuvazisi için değil Avrupa’ya oradan mücadele geleneği güçlü Akdeniz Havzası ve dünyaya yayılacak isyan ve direniş dalgalarının Fransa’dan çıkmasını isteyecekleri en son şey olsa gerek.

Neden böyle söylüyoruz; çünkü Fransa’da gelişecek kitle gösterilerinin sınıf temelli olacağının herkes bilincinde. Bu nedenle uluslar arası kapitalist tekellerin Cumhurbaşkanı Makron ve ekibi bu aralar bu fay hattı üzerinde cambazlık yapıp nerdeyse hiç aşağı inmiyorlar. Bu küçük esnaf ve küçük üretici köylüleri şimdiden kiliseler ve küçük kasaba belediyeleri üzerinden ırkçı ve gerici bir mevzide konumlandırmak için kolları sıvamış durumdalar.

İslamcı bir göçmenin, Charlie Hebdo dergisini dersde konu ettirdiği gerekçesiyle bir öğretmenin bogazını kesmesi ve ardından Nice şehrinde bir Tunuslu göçmenin kiliseye girerek insanları bıçaklayarak öldürmesinin ardından ülke çapında canlı yayınlanan seromoniler organize edildi. Bununla da yetinilmeyerek köy köy kasaba kasaba geniş toplumu kapsayacak şekilde bizzat kapitalist devlet eliyle kışkırtıcı seromoniler organize edildi. Makron’un neoliberal demokrasi şampiyonluğuna soyunan açıklamaları ve yaygın devlet organizasyonlarının stratejik amacı toplumsal-siyasal krizi gerici temelde kontrol altına almak ve olası patlamaların işçi sınıfı ve göçmenlerle buluşması yerine ırk-din-milliyetçilik zemininde bölerek bir taşla birden fazla kuş vurmayı amaçlıyorlar.

Bütün bu tartışmalar içerisinde pandemi hızlanarak devam ediyor ve kapitalist devletler bir yıl geçmesine rağmen bütün yükü hastane ve orada çalışan doktor, hemşire hastabakıcılarına yıkmış durumdalar. Günde ortalama 200 kişi ölüyor ve 35 bin kişi de enfekte oluyor. Bir yandan sokağa çıkma yasağı ya da kontrolu çıkış izini veriyor diğer yandan Fransa’nın ulusal çıkarları için üretim devam etmeli diyerek işçilerin ölümüne çalışmasını dayatıyor burayı tartıştırmıyor. Ve fabrikalarda çalışan işçiler enfekte olmaya devam ediyor. Şu anda huzurevlerindeki yaşlı ölümlerinden sonraki en çok ölüm işçiler ve göçmenler içinde gerçekleşiyor.

Bütün bu karmaşanın içinde işçi sınıfı cephesinde ölüm sessizligi devam ediyor. Burada sendikalar ve solun geniş bir kesimi tarafından sınıf mücadelesi reformcu bir temelde sistem içinde geriye kalan hakların korunmasıyla sınırlı bir perspektif içerisinde ele alınması, sosyal haklara doğrudan bir saldırının görünmemesi, mücadele etmemek ve beklemem için yeterli gerekçe gibi kabul ediliyor. Sanki pandemi başlıbaşına kıyıcı bir saldırı değilmiş gibi! İkinci önemli bariyer de sendikaların ve reformist solun sistemin devamlılıgı konusunda burjuvaziyle hem fikir olunması. Bu iki önemli çıkmaz fiilen işçi sınıfını savunma örgütünden de yoksun bırakıyor. Bu sesizlik içinde ise özellikle güvencesiz çalışan, yarı zamanlı çalışan, sermayenin ihtiyacına göre çalıştırılan ya da bu süreçte işsiz kalan geniş bir kesim içerisinde bir öfke birikiyor.

30 Ekim’de sokağa çıkma yasaklarına karşı Fransa, İtalya ve İspanya’da otorite karşıtlığı temelinde birbiriyle bağlantılı olarak sokaklara çıkan anarşist ağırlıklı göstericilerin de küçük burjuvazi ve reformizmle buluştuklarını söyleyebiliriz. Bu kesim pandemiyi iktidarın kontrol aracı olarak görüyor ama burjuvazinin özelikle ikinci etapta kesinlikle üretim durdurulmayacak/ işyerleri kapatılmayacak açıklamalarını ve işçilere uygulanan pandemi/açlık kıskacını farkında bile olmadan desteklemiş oluyor.

Burjuvazi yeniden sokağa çıkmayı kısıtlama kararını istemeye istemeye aldı çünkü virüs hesap ettiklerinden çok daha hızlı yayılma gösterdi. Bu durum toplumda bir korku ve tepkiye neden oldu. İkinci önemli etken zaten içler acısı durumda olan kapitalist sağlık sisteminin aşırı yüklenmeyle çökme tehlikesi. Bu iki neden kapitalist devleti bu kararları almaya zorladı bir yandan bu kararları alırken diğer yandan da sokağa çıkma yasaklarını da oldukça esnek tutarak ve göz yumarak bir şekilde karlı üretim ve beraberinde tüketimin de devamını sağlamaya çalışıyor.

Burjuvazi bu süreçte kendi biçimsel demokratik sınırlarını da oldukça aşağı çekerek toplumu muhafazakar temelde (islam karşıtlıgı, göçmen karşıtlığı) yeniden dizayn ediyor. Diğer yandan herkesi “Büyük Fransa”nın etrafında eşitleme adı altında, aslında işçileri ve tüm sefalete mahkum edilenleri burjuvazinin krizini omuzlamada eşitliyor.

Geniş bir kesim bu pandemi sürecinde kendi çıkmazlarından çok kapitalizmin çıkmazının yaratacağı sonuçlar üzerinden kaygılanmaya zorlanıyor. Bu düşünme tarzını ters yüz etmek zorundayız artık. Kendiliginden patlamaların yerine kapitalizmin en temel sorun olduğu perspektifiyle kapitalizme karşı mücadeleyi örgütlemek önümüzdeki sürece hazırlanmanın olmazsa olmazı. Covid-19’a karşı ilaçlar ve aşılar labaratuvarlarda bulunur bulunmasına ama o labaratuvarların da sermayeye çalıştığını biliyoruz. Kapitalizm virüsüne karşı anti virüsü yaşamın her alanında ona karşı mücadele ederek ve yeni bir yaşam perspektifinde bulabiliriz.

Fransa/Devrimci Proletarya

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*