Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Esenyurt katliamı ve neoliberal işçi siyaseti

Esenyurt katliamı ve neoliberal işçi siyaseti

Esenyurt’taki işçi katliamına “kader” diyen Çalışma Bakanı Faruk Çelik, “İş Sağlığı Güvenliği Yasa Tasarısının çok yakın bir zamanda çıkacağını” söyledi.

8 aydır “ilgili taraflarla” çalıştıkları Yasa Tasarısı’nın yüzde yüz mutabakat sağlanamadığı için uzadığını söyleyen Çelik, “Mükemmele çok yakın İş Sağlığı Güvenliği (“İşçi katliamı kaderdir”-bn) Yasası’nı artık tüm çalışanlarımız için yürürlüğe koymamız gerekiyor.Şu anda 50 artı için geçerli olan bu düzenlemeyi müstakil bir yasa olarak tüm çalışanlar için hazırlayacağız. Bunun, bu dönemde bitmesi gerekiyor. Nisan ayında almamamız için bir neden yok” diye konuştu.

Evet, Türkiye’nin küresel tekelci kapitalizmin bölge merkezi olarak reorganizasyonu kapsamındaki isterlerinden biri olarak “İş (işçi bile değil, “iş”, yani sermaye) sağlığı ve güvenliği yasa tasarısı” uzun süredir hükümetin gündeminde. Her büyük işçi katliamı ile yeniden gündeme geliyor. “İlgili taraflar”dan Türk-İş “hükümetimiz bize bunu bahşettiğin için çok yaşa” derken, asıl sermaye örgütleri bu tasarıya bile kuşkuyla baktığı ve daha fazla budanmasını istediği için “uzuyor”.

Ancak üst üste yığılan işçi cesetleriyle işçi sınıfının nabzının da giderek yükseldiğini biliyorlar. Epey bir daha budayarak, çıkışını hızlandıracaklar.

Bu yasa tasarısının, arka planını görelim:

Neoliberal işçi siyaseti

İşçi sınıfının en geniş ve güvencesiz kesimleri dahil neoliberal “sosyal içerme” politikalarına da hız verilmektedir.

Genel Sağlık Sigortası, “İş Sağlığı ve Güvencesi” yasa tasarısı, kamudaki taşeronluk sistemine dönük liberal düzenleme tasarısı hazırlığı, enformal çalışmanın kayıt altına alınmasına dönük girişimler, madenler, tersaneler, kot taşlama, mevsimlik tarım işçiliği gibi en ölümcül iş kollarına dair kimi liberal yönetmelikler, yıkım içindeki emek yoğun sektörlerden işsiz kalan vasıfsız işçilere meslek edindirme kursları vb, bunlar arasındadır.

Sermaye birikimi yeni bir düzeye çıkarken emeğin de buna göre yeniden yapılandırılması ile birlikte, burjuva biçimsel korunmasına dönük kaçınılmaz bir eğilim de ortaya çıkar. (Marx, Kapital Cilt 1, s. 514) Kapitalizmin yeni birikim düzeyine geçişinin zorunlu kıldığı bu kaçınılmaz eğilim, burjuvazinin korkunç emek tahribatı karşısında “vicdanının sızlaması”ndan filan kaynaklanmaz. Sermayenin önceki ve geçiş halindeki birikim organizasyonunun yeni sömürü düzeyinin engeli haline gelmesinden kaynaklanır.

Yukarıda bazı güncel örneklerini verdiğimiz çeşitli yasa tasarısı ve yönetmelik örneklerinde olduğu gibi, bunlar çeşitli sermaye kesimlerinin direnciyle uzun bir döneme yayılır. Çıkartılırken büsbütün budanır. Sayısız yapbozla çelişkilerle dolu hale gelir. Çıkartıldıktan sonra da uygulanmaması için her şey yapılır. Sermaye için çok çeşitli telafi veya ihlal olanakları bırakılır. Fakat her şeye karşın, bu eğilim giderek güçlenerek işlemeye devam eder ve kaçınılmaz olarak kendi yolunu açar.

“Fabrika yönetmeliğinin, işçi sınıfının hem kafasını ve hem de bedenini korumak amacıyla bütün işkollarına uygulanması kaçınılmaz duruma gelirken, öte yandan daha önce değindiğimiz gibi, bu gelişme, sayısız tek başına küçük sanayilerin, büyük ölçüde yürütülen birkaç birleştirilmiş sanayie dönüşmesini hızlandırmakta ve böylece de sermayenin yoğunlaşmasını ve fabrika sisteminin tam egemenliğini çabuklaştırmaktadır. Bu durum, sermayenin egemenliğinin kısmen arkasında saklı bulunduğu, hem eski ve hem de geçiş şekillerini ortadan kaldırmakta ve bunların yerine sermayenin doğrudan ve açık egemenliğini koymaktadır; ama böylece de, bu egemenliğe karşı direnmeyi de genelleştirmiştir. Ayrıca, her bireysel işyerinde, birliği, düzeni, intizamı ve tasarrufu zorunlu hale getirirken, bir yandan da işgününün sınırlandırılmasını ve düzenlenmesinin sonucu olarak, teknik gelişmelerin kazandığı büyük hız, kapitalist üretimin yol açtığı anarşi ve yıkımları artırmış, iş yoğunluğunun ve makinenin, işçiyle olan rekabetini şiddetlendirmiştir. Küçük işletmeler ile ev sanayilerini ortadan kaldırmakla, ‘fazla nüfus’un son sığınağını da yıkmış oluyor ve onunla birlikte tüm toplumsal mekanizmanın geriye kalan tek güvenlik supabını da yokediyordu.” (Marx, age, s.514)

Türkiye kapitalizminin geçiş yaptığı orta-ileri gelişme düzeyi, emek yoğun sektörlerden geçiş yapmaya başladığı sermaye yoğun ve orta, orta-ileri teknolojili üretim düzeyi, bölgesel ve küresel temelden birikim düzeyine geçiş sorunu, emperyalist kapitalizm ve küresel tekellerin alt bölge merkezi olarak yeniden örgütlenmesinin bir gereği olarak tam da olan budur.

Burjuva devlet, bir yandan kamu supabını ortadan kaldırırken, diğer yandan kobi sisteminde, taşeron sisteminde, enformal sektörde, tarımda, hatta çoğu büyük şirkette içten içe halen varlığını sürdüren geri kapitalizm ve eklektik ara geçiş biçimlerinin kalıntılarını tasfiye etmeye yönelmektedir. Geleneksel üretim ve emek organizasyonu biçimlerini bu yeni birikim ve egemenlik temelinden (en titrek adımlarla) yeniden düzenlemeye çabalamaktadır. Çünkü bu önceki biçimler ve geçiş biçimlerinin eklektizm ve kaotikliği, sermayenin bir üst düzeyden yoğunlaşmasını ve merkezileşmesini yavaşlatmaktadır. Küresel temelden tekelci kapitalizmin ve mali oligarşik egemenliğin tam tesisini sınırlamaktadır. Geleneksel vasıfsız çalışma ve yönetim alışkanlıkları ile artıdeğer üretkenliğindeki artışı frenlemekte, yaygın iş kazaları, organizasyon ve entegrasyon sorunları ile tekelci sermayeye de pahalıya patlamaktadır.

Neoliberal “sosyal içerme” politikaları: güncel örnekler

Örneğin şu “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa tasarısını ele alalım. Korkunç düzeydeki iş cinayetlerinde ölen, sakat kalan binlerce işçi burjuvazi ve devletinin zerre kadar umurunda değildir. Fakat bu nedenle “kaybedilen iş günleri”, sermaye birikimin aksaması, iki de bir havaya uçan fabrikalar, yanan silo ve AVM’ler, çöken işhanları, sermayenin maliyetlerini artırdığı gibi bölge merkezi olarak “marka ve imaj değeri”ni de düşürmektedir. Seri iş cinayetleri sermayeye de zarar vermeye başlayınca, tekelci kapitalistlerin, devletin, sendika patronlarının katılımıyla uluslar arası işçi sağlığı ve iş güvenliği sempozyumları ve fuarları düzenlenir, “iş sağlığı ve güvenliği” yasa tasarıları hazırlanır, bu da bir azami kar alanı olarak düzenlenir.

Örneğin kamu işçileri açısından büyük bir hak gaspı olan, ancak sigorta kapsamına aldığı çok geniş bir işçi emekçi kesimi için kendi durumlarında bir iyileşme olarak görünen (ve AKP’yi desteklemelerinde önemli bir etken olduğu bilinen) GSS’yi alalım. Kapsama alınan bu dev çaplı kitle şimdi -hızla artacak “katkı payları”, sigorta primleri ile- özel sağlık şirketlerine yönledirilmektedir. Neoliberal jargonda buna azami kar için “talep yaratmak” denilmektedir!

Örneğin enformal çalışanları ve işyerlerini “kayıt altına” alma istek ve eğilimini alalım. Kayıt altına alınma bunlar açısından kaçınılmaz olarak yeni birleşme, yutulma, yoğunlaşma eğilimini hızlandıracak; küresel tekelci kapitalizmin (DB, AB vd) istediği KOBİ düzenlemelerini hızlandıracaktır. Ayrıca kayıtlı her yeni işyeri ve sigortalı işçi, aşırı sermaye birikimine yeni bir kredi müşterisi, sağlık piyasası müşterisi, tekeller için yeni üretim organizasyonu olanakları vb demektir!

Örneğin mevsimlik tarım işçilerine dönük tuvalet, su, duş, prefabrik konut, çocuklarına okul vb içeren yönetmeliği ele alalım. Mevsimlik tarım işçileri geleneksel küçük, orta köylülüğe çalıştıkları sürece, eskisi gibi tuvaletsiz, susuz kalmalarında hiçbir sorun yoktu! Fakat şimdi onların yerini almaya başlayan (AB vbnin de kredi verdiği, sanayi tekelleri ile kaynaşan) tarım kapitalistlerine çalışacaksalar, ayrıca su, tuvalet, çadır, çocuk vbyle uğraşmamalılar, tüm güç ve enerjilerini işte yoğunlaştırmalılar!

Örneğin taşeron işçilerine dönük yasa tasarısı hazırlığını ele alalım. Kamudaki taşeronluk sistemi artan sayıda işçi direnişiyle, sendikalaşmayla, güvenceli çalışma isteminin yaygınlaşmasıyla alarm vermeye başlayınca, bu alanda da biçimsel ve güdük bazı liberal düzenlemeler yapılır. Taşeron patronlar da en düşük sermaye ile işçileri en ilkel ve üretkenliği düşük koşullarda çalıştırarak rantiyelik yapmaktan çıkmalılar, birleşip yoğunlaşmalılar, geleneksel taşeronların da yerini büyük özel istihdam tekelleri almalı!

Örneğin şu deprem ve konut yasa tasarısını alalım. Depremden sonra, yıkılan, hasar gören ya da depreme dayanıksız evler “peşine” sayılarak depremzedelere krediyle ev değiştirme zorunluluğu getirilir. Deprem küresel tekelci kentsel dönüşümün hızlandırılmasının, tekelci inşaat sektöründe yoğunlaşmanın ve merkezileşmenin, ve onlara dev çaplı yeni bir azami kar alanı açmanın aracı haline getirilir.

Tamamı emek tahribatını ve sosyal yıkımları kaldırmanın değil bir nebze kitle basıncını alarak sürdürebilir kılmanın mekanizmalarıdır. Neoliberal “sosyal içerme” düzenlemeleri, burjuva sınıf egemenliği ve sömürüsünün toplumsal temellerini genişleterek yeniden üretmenin araçlarıdır. Türkiye kapitalizmini de küresel tekelci kapitalizmin alt bölge merkezi olarak yeniden örgütlenmesinin; neoliberal demokrasi ve onun bir bileşeni olan neoliberal “sosyal içerme”ci işçi siyaseti açısından bir ifadesidir.

Kaldı ki, Türkiye’de nüfusun yüzde 70′inden fazlasının şehirlerde yoğunlaştığı, kırsal nüfusun yüzde 15′e indirilme hedefine hızla yaklaşıldığı, daha 30 yaşına gelmeden tahrip edilme hız ve şiddetinin son derece arttığı canlı emeğin kırdan taze kanla takviye olanaklarının da bir sınıra dayanmaya başladığı koşullarda- evet, bu koşullarda, emeğin sermaye temelinde ve sermaye için yeniden üretilmesine ve burjuva biçimsel korunmasına dönük bazı düzenlemeler yapmaması düşünülemez. Erdoğan’ın “3 çocuk” teşvik ve ısrarı da, “ulusal istihdam stratejisi”nin özellikle ezilen cins ve ezilen ulustan emekçileri esnek kölelik çarkları içine çekmeyi gözetmesi de, emek yoğun sektörlerden açığa çıkan vasıfsız işsizlere “meslek edindirme kursları” vb bu minvaldedir. Buna karşın çalışma ve yaşam koşullarının en ölümcül olduğu sektör ve alanlarda dahi bu liberal düzenlemeler ancak artan işçi hoşnutsuzluğu sonucunda, o da en geri ve biçimsel düzeyde yapılmaktadır. Tıpkı neoliberal demokrasi de olduğu gibi, neoliberal “sosyal içerme” siyasetinde de sistem, büyük çaplı ve sistemi tehdit edici sınıf mücadeleleri olmadıkça (AB, İLO vb sözleşmelerinin öngördüğü) en geri ve biçimsel düzenlemeleri bile azami sündürerek, büsbütün içini boşaltarak, bir eliyle verir göründüğünü diğeriyle geri alarak, en göstermelik ve çarpıtılmış biçimde “gerçekleştirmektedir”.

Emeğin burjuva biçimsel korunmasına karşı fiili, öz korunması mücadelesi!

Sermayenin bölgesel ve küresel tekelci birikim düzeyine geçişiyle kaçınılmaz bir eğilim olarak ortaya çıkan emeğin burjuva biçimsel “korunması” düzenlemeleri, gerçekte bir üst sömürü ve egemenlik organizasyonunun yaygınlaştırılmasının kesin bir aracıdır.

Emeğin korunmasını da bir nebze gözetirmiş gibi görenen bu yasa ve düzenlemeler, gerçekte sermayenin küresel temelden hakimiyetinin pekişmesini, bu yeni düzlemden tekelci yoğunlaşmasını ve merkezileşmesini; önceki ve geçiş biçimlerinin (işçi sınıfının da geleneksel kesimlerini) tasfiyesini öngörmektedir. İşçilerin teknolojik, organizasyonal artıdeğer üretkenliğini ve çalışma yoğunluğunu hızlandıracaktır.

Fakat tam da bu sermaye yoğunlaşması ve emeğin toplumsal üretkenlik artışı sermayenin krizlerini ve yol açtığı yıkımları da hızlandıracaktır. İşçilerin çalışma yoğunluğunu ve teknoloji ile rekabetini şiddetlendirip işsizliği de büyütecektir. Esnek kölece çalışma biçimlerini yaygınlaştıracaktır. Zaten emeğin burjuva biçimsel korunması düzenlemeleri, bunları kolaylaştırma ve perdelemeye dönüktür.

Emeğin geri düzeyde burjuva biçimsel korunması, emeğin korunması sorununu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, şiddetlendirir. On yılların emek tahribatı ve yıkımları, üst üste işçi katliamlarının endişe ve öfkesi içindeki işçi kitlelerinin güvence istem ve özlemlerini canlandıracak, ancak hayal kırıklıklarıyla yeni mücadele dinamiklerini de ortaya çıkaracaktır.

Emeğin korunması sorununda, neoliberal burjuva “sosyal içerme”ci işçi ve yoksul siyasetinin, neoliberal burjuva demokrasisinin içinde erimeye karşı bağımsız sınıf mücadelesinin tek yolu, emeğin korunması mücadelesini, işçi sınıfının sosyalist devrimci kurtuluşu ve nihai komünizm amacı ekseninden ele almak, bu ekseni güncel mücadele talep ve taktiklerine de içerili hale getirmektir. Emeğin metazori burjuva biçimsel korunması eğilimi, toplumsal-maddi koşulları yüksek düzeyden gelişen yeni bir yaşam ekseniden sınıfsal-toplumsal çelişki ve karşıtlıkları da yoğunlaştırmaktadır.

Dayanılmaz hale gelen çalışma koşulları, üst üst işçi katliamlarıyla birlikte bu yasa tasarısı da işçi sağlığı ve güvenliğini geniş işçi kitleleri içinde gündemleştirecektir. Burjuvazi ve devletinin “işçi katliamları kaderdir, yalnız sermayemizi de yakmasın” yasa tasarısından hiçbir beklentiye kapılmadan, emeğinin sermayeye karşı mücadele içinde kendi kaderini kendi ellerine almaya başlaması için, kapitalizme karşı işçi sınıfının gerçek, fiili, öz savunması ve saldırıya hazırlanması için mücadeleyi büyütmenin zamanıdır!…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*