Home » DÜNYA » Biden’ın “yararlı salakları”

Biden’ın “yararlı salakları”

Cumhuriyet gazetesinin sosyal demokrat yazarı Ergin Yıldızoğlu, Biden’ın ABD müesses nizamının restorasyonu çerçevesindeki ilk “sosyal” ve “demokratik” kozmetik uygulamalarının “sosyalistleri şaşırttığını” yazmış. Yıldızoğlu kendisini “sosyalist” olarak mı görüyor bilmiyoruz ama, ne Biden’ın kozmetik uygulamaları ne de Yıldızoğlu gibilerin hemen bunlardan beklentiye girip Biden propagandıcılığına soyunması biz komünistleri şaşırtmadı.

“Amerika’da Sınıf Savaşımları ve George Floyd İsyanı” kitabımızda, Biden’ın yapacağı bir dizi kozmetik uygulamanın, Amerika’da ve hatta dünya çapında orta sınıf solunu en zayıf liberal halkçı, sosyal demokrat, sosyal reformist aydın ve akımlardan başlayarak yeniden düzene yedeklemeyi hedeflediğini, daha seçim sürecinde Biden destekçiliği yapmaya başlayan “Amerikan Demokratik Sosyalistleri”nin sağ kanadı, Jacobin dergisi, Chomsky gibi örneklerden hareketle de, Trump’la gözü korkutulan bu kesimleri avlamakta pek zorlanmayacağını öngörmüştük.

Dakka bir gol bir. Yıldızoğlu, Biden’ın başkanlıktaki ilk gün imzaladığı bir dizi kozmetik kararnameden hareketle, şu sonucu çıkarıvermiş:

“Biden yönetiminin (…) halk sınıflarının çıkarlarını da göz önüne alan, bir klasik sosyal demokrasiye geri dönüş niyetinden söz etmek olanaklıdır.” (Ergin Yıldızoğlu, Kriz Şaşırtır, Cumhuriyet, 25 Ocak 2021)

“Klasik sosyal demokrasi”, örneğin Almanya’da emperyalist savaş kredilerine oy verirken mi, yoksa Rosa Luxembourg’u katlederken mi “halk sınıflarının çıkarlarını da göz önüne alıyor”du? Bu “klasik sosyal demokrasi” aşkı bir yana, Yıldızoğlu bu “niyet” okumasını neye dayandırıyor onu görelim:

“Nasıl oldu da esas olarak Demokrat Parti’nin sağ kanadı olarak bilinen, siyasi yaşamının bilançosu, gerici pratiklerle dolu bir adam, yemin töreninde yaptığı konuşmada, Covid-19 krizinin yanı sıra, gelir dağılımındaki bozulmayı, “yapısal ırkçılığı”, iklim krizini vurguladı, ilk icraat olarak da ABD’yi Paris İklim Anlaşması’na, Dünya Sağlık Örgütü’ne geri döndüren, Trump’ın yüz karası sınır duvarının inşaatını durduran, Müslümanlara uygulanan seyahat yasağını, yasadışı göçmenleri çocuklarından ayıran, vatandaş olmayanları nüfus sayımına dahil etmeyen kararları iptal etti. Biden, hem ekolojik dengeyi bozan hem de yerlilerin kutsal saydığı toprakları kirleten Keystone enerji boru hattı projesini durdurdu, doğal park alanlarında petrol-gaz sondajlarını yasakladı, pandemi ve ekonomik kriz nedeniyle kiralarını ya da “morgıç” taksitlerini ödeyemeyenlerin tahliyesini yasaklayan kararı kriz aşılana kadar uzattı, öğrencilerin borçlarını dondurdu, asgari ücreti 15 dolara yükselten, toplu pazarlık sisteminin gücünü yükselten kararları imzaladı.”

Yıldızoğlu’nun Amerika’yı Biden cilacısı TİME, Jacobin gibi liberal, sosyal demokrat yayınlardan takip ettiği, Amerika hakkında tarihsel, sınıfsal, siyasal analiz yapma yeteneğinden yoksun olduğu hemen anlaşılıyor. Burada sanki çok şaşırtıcıymış, Biden “sağ gösterip sol vurmuş” gibi sunduğu şeylerin bir çoğu, zaten Biden’ın seçim sürecinde vaat ettiği sistem-düzen kozmetikleri arasındadır.

Yıldızoğlu, Biden’ın başkanlık töreninde, “Covid-19 krizinin yanısıra, (daha ne istersiniz gibisinden-bn) gelir dağılımındaki bozulmayı, “yapısal ırkçılığı”, iklim krizini vurgulamış” olmasını Biden yönetimine övgü vesilesi haline getirebiliyor. Öyle ya Trump bunları inkar ediyordu, şimdi Biden’ın bunları kabullenmiş ve bu konularda bir şeyler yapacak-mış gibi görünmesi, “gayet ilerici”dir. Neye göre “ilericilik”tir? Trump’a göre (!). Biden sağ gösterip sol vurmuş filan değil, neyse o, ama Yıldızoğlu’nun sol gösterip sağ vurduğu kesin!

ABD 4 yıl önce Paris İklim Anlaşması ve Dünya Sağlık Örgütü’nde yer alırken, kim bunları “ilericilik” saymıştı ki? Tam tersine, Paris İklim Anlaşması doğa/iklim krizine çare olmayıp üzerini örtmekle eleştirilmiyor muydu ekolojistler tarafından? Dünya Sağlık Örgütü, emperyalist kapitalist ecza tekellerinin örgütü olmakla eleştirilmiyor muydu? Kaldı ki Trump DSÖ’den çekildiğini açıkladıktan sonra da, Bill Gates gibi ABD merkezli mali sermayeciler DSÖ’ye karşılığını fazlasıyla alacakları finansman sağlamaya devam etmemişler miydi? Sonuç: Olan olması gerekendir, olması gereken zaten olandır!

Yıldızoğlu’nun pek övdüğü Biden kararnamelerine bakalım: Biden Trump’ın utanç verici Meksika sınır duvarının yapımını ve göçmen çocukların ailelerinden kopartılmasını durdurmuş. Ama nedense ICE gibi göçmenler üzerindeki terör aygıtlarını durdurmamış, kaldırmamış. Oysa ki göçmenler konusundaki büyüyen mücadelenin talepleri yalnız duvarın durdurulması değil yıkılması, sınırların açılması, göçmen çocukların ailelerinden kopartılmasının durdurulmasının ötesinde “kaybedilmiş” yüzlerce göçmen çocuğun faillerinin bulunması ve yargılanması, ICE benzeri göçmen düşmanı, ırkçı-faşist aygıtların dağıtılmasıydı.

Yerlilerin rezervasyon arazisinden geçen enerji boru hattı projesini Biden durdurmuş! Bu proje zaten yerlilerin yıllardır süren büyük mücadeleleriyle daha önce defalarca durdurulmuş, en son George Floyd isyanının basıncıyla mahkeme de projenin durdurulması kararı vermişti. Zaten büyük mücadelelerle durdurulmuş ve yargı tarafından da durdurulma kararı çıkarılmış bir projenin başkan tarafından imzalanması da lütuf gibi sunuluyor!

Asgari ücretin 15 dolara çıkartılmasına gelince. Amerika’da fast food işçilerinin başını çektiği, neredeyse 8-10 yıldır sayısız grev ve gösteri ile süren “15 dolar hareketi”, zaten bir çok eyalette asgari saat-ücretinin 7 dolardan 15 dolara, bazı eyaletlerde 12 dolara çıkmasını sağlamış, asgari ücretin 9 dolar civarında olduğu az sayıda eyalet kalmıştı. Mücadeleyle kazanılmış hakları, Biden’ın lütfuymuş gibi sunmak, Türkiye’deki rejimin inşaatı bitmek üzere olan tesislere 3. kez temel atma töreni şovları yapmasına benziyor!

“Toplu sözleşme sisteminin güçlendirilmesi”ne gelince. İşsizlik, kısmi zamanlı ve taşeron çalıştırma 2019-2020 krizi ve Covid ile yeni bir istim kazanırken, iş güvencesine dair de bir düzenleme yokken, grev hakkının önünde sayısız yasal ve fiili engel dururken, sendika üyeliği için işyerlerlerinde açık oylama dayatılmaya devam edilirken, toplu sözleşme sisteminin nasıl güçlendirileceği merak konusu?

Kiralarını ve mortgage taksitlerini ödeyemeyenlerin, öğretim borçlarını ödeyemeyenlerin durumu: Kararname yalnızca kira ve taksitlerini ödeyemeyenlerin evden atılmasını belirsiz bir süre daha durduruyor. Kira ve mortgagelerini Covid-19 sürecinde ödeyemez hale gelenlerin borçlarının yılbaşına kadar ertelenmesi, zaten Covid-19 başlarındaki Mart-Mayıs aylarındaki büyük kira grevleriyle ve evden atılmalara karşı büyüyen infial ve direnişlerle (örneğin parklarda çadır kamplar kurma) kazanılmış, Trump tarafından bile kabullenilmek zorunda kalmış bir kısmi haktı. Biden yönetiminin bunu uzatmaktan başka şansı yoktu; çünkü kira ve ev taksitlerini aylardır ödeyemeyen veya gecikmeli olarak ödeyebilen 20 milyon aile var! Bırakalım on milyonları, çocuklarına gıda almak ile kira arasında tercih yapmak zorunda kalan bir kaç yüz bin kişinin evden atılması bile, yeni bir toplumsal isyana körükle gitmekten başka bir anlama gelmezdi! Ama Biden yönetimi de, tıpkı Trump gibi, ne kira borçlarını siliyor ne de kiralara makul bir miktar sınırlaması (örneğin asgari ücretin yüzde 10’u vb) getiriyor. Yani on milyonlarca işçi ve yoksul ailenin zaten ödenemez hale gelmiş kiraları ve kira borçları büyümeye devam ediyor.

Aynısı, milyonlarca mezunun ömrü boyunca geri ödemek zorunda bırakıldığı fahiş öğrenci kredileri. Milyonlarca öğrenci ve mezunun geri ödeyemez hale geldiği kredi ödemelerini dondurmak, bu krizi de çözmüyor, sadece öteliyor. Çünkü milyonlarca öğrenci ve mezun ücretli çalışanın haczedilmesi de, isyana körükle gitmek anlamına gelirdi. Diğer taraftan, Biden büyük banka ve şirketlere bu alacaklarının garantisini vermeden bu ötelemeyi bile yapamazdı. Biden’ın, üniversiteleri parasız hale getirmek veya en azından öğretim maliyetlerini ödeyemez hale geldiği için okulu bırakmak zorunda kalan yüzbinlerce genç için bir kararnamesi ise, (daha ucuza çalıştırılmaları dışında) tabii ki yok.

Yıldızoğlu şöyle devam ediyor: “Biden’ın, Covid-19 ve ekonomik krizle mücadele paketi, 1930’ların “Yeni Mutabakat” (Roosevelt’in New Deal’ı-bn) olarak anılan, 2. Dünya Savaşı sonrası Refah Devleti döneminde Sosyal Demokrat hükümetleri yönlendiren paketi anımsatıyor, neo-liberal paradigmanın artık geride kaldığını düşündürüyor.”

Yine yanlış ve Yıldızoğlu bir çok şeyi birbirine karıştırıyor. Amerika’da New Deal, sosyal demokrat bile değil, sosyal liberalizm ile aşırı muhafazakarlığı sentezleyen bir programdı. Amerika’da bir sosyal demokrat hükümet bile hiç olmadı. Neoliberalizmin sınırlarına dayandığı, dünya çapında grev, isyan, direniş dalgalarıyla iyice yıprandığı doğru, ama Biden yönetimiyle “sosyal demokrasiye geçildiği, neoliberalizmin geride kaldığını düşünmek” ise safsatadan ibaret. Tam tersine Bidencığın tüm yapmaya çalıştığı, bir dizi kozmetik rötuş ve yama ile neoliberalizmi ve neoliberal küreselleşmeyi sürdürülebilir hale getirmek. Holywood senaryosu (faşistlerin 6 Ocak kongre baskını dahil), kitleleri neoliberalizm ve müesses nizamın elinden kurtarmaya değil, tam tersine neoliberal kapitalizmi ve müesses nizamını biraz sos ve dekarasyon ile (daha Biden’ın seçim vaatleri arasında yer alan “küresel demokrasi zirveleri”ni, Davos’ta “sistemi resetleme” mizansenlerini de göreceğiz!) kitlelerin elinden kurtarabilmek.

Derken Yıldızoğlu baklayı ağzından çıkarıyor:

“Özetle, halk sınıflarının çıkarlarını da göz önüne alan, bir klasik sosyal demokrasiye geri dönüş niyetinden söz etmek olanaklıdır. Bu dönüşün başarılı olması için, emek-sermaye arasında yeni bir mutabakatın kurulması, 1950’lerdeki gibi faşizmin egemen sınıflar açısından bir seçenek olmaktan çıkarılması gerekiyor.”

Amerika’da geri dönülen, hiç olmayan sosyal demokrasi niyeti değil, yeni vitrin düzenlemesiyle neoliberal küreselleşmedir. “Bu dönüşün başarılı olması için” 6 Ocak vakası gayet iyi tezgahlanmış ve seyredilmiş bir korku efektidir. Asıl yapılmak istenen işçi sınıfının ve ezilen ırk, ulus ve cinsin büyüyen isyan ve direnişlerini, sistem ve müesses nizamı artan sorgulayışlarını, bunların “düzeltilebilirliğine” olan beklentisizliklerini, yeniden sisteme ve nizama soğurmaktır. Faşizmi gösterip “sosyal” ve “demokratik” vitrinli neoliberal kapitalizme razı etmek; yani şu “emek-sermaye arasında yeni mutabakat”, bir kaç göstermelik kırıntı ile emeğin sermayeye gönüllü kulluğunu istemektir.

Yıldızoğlu’nun yazısındaki tek doğru ise, kongre baskınını yönlendiren Trump ve gerçekleştiren faşistleri, “Biden’ın işini kolaylaştıran ‘yararlı salaklar’” olarak tanımlaması. Ama ABD emperyalist kapitalizminin iç ve dış müesses nizamını restore etmesine ve yönetemez hale geldiği kitleleri yine “düzeltilmiş kapitalizm” hayalleriyle zehirlemesine yardımcı olmaya can atan “yararlı salaklar” ne yazık ki faşistlerden ibaret değil.

“Amerika’da Sınıf Savaşımları ve George Floyd İsyanı” kitabımız için:

İndirmek için: https://devrimciproletarya1.net/ekitap/okuma-odasi/

https://devrimciproletarya1.net/wp-content/uploads/2020/10/amerika-da-sinif-savasimleri.pdf

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*