Home » GÜNDEM » Bedelli askerlik, vicdani red… ya da “sınırların, orduların ve savaşların olmadığı bir dünya”
Gencecik yaşta, ucu bucağı görünmeyen ve her gün yeni cenazelerin geldiği, beden ve ruh sakatlıklarının toplumun her yanına yayıldığı bir savaşta yaşamını kaybetmek, sakat kalmak istememek gibi bir birey açısından son derece anlaşılabilir bir duygu, haliyle burjuvalarımızın dolu cüzdanlarında “İşyerimde canını her gün tehlikeye attığım işçi ve emekçi çocukları varken niye ben?” olarak şekilleniyordu.

Bedelli askerlik, vicdani red… ya da “sınırların, orduların ve savaşların olmadığı bir dünya”

Bedelli askerlik ve vicdani red düzenlemeleri, önümüzdeki hafta çıkıyor. 400 bin kişinin beklediği ve en az 100 bin kişinin yararlanacağı tahmin edilen bedelli askerlikte 30 yaş sınırının uygulanacağı ve karşılığında yaşa bağlı olarak 10-15 bin euro tahsil edilerek kapitalist devlet bütçesine 2,5 milyar lira aktarılacağı bekleniyor. Bu meblağın gideceği adres olarak ise kirli savaşta ölen ve sakat kalan askerlerin aileleri ile Van depremzedeleri anılıyor. 4 taksit halinde yapılacak olan bedel ödemesi bankaları da harekete geçirdi. Bankalar bir aylık kredi ödemesi asgari ücret tutarına denk düşen 60 aylık vade dahil seçenekleri hazırlıyorlar. Bu, orta sınıflar ve yüksek ücretliler için ödenmesi mümkün bir meblağ tabii. Vicdani reddin ise bir defadan fazla ceza almayı ortadan kaldırarak AB’nin istediği koşulları yerine getirecek tarzda, ve tabii ki gerek süre gerekse de koşulları bakımından “bezdirici olma” bazında düzenleneceği görülüyor.

Siz hiç iş kazasında ölen patron, kirli savaşta ölen patron çocuğu gördünüz mü?

Bedelli askerlik ve AB’nin Aralık ayına kadar süre verdiği vicdani red düzenlemeleri, bir dizi saflaşmaya yol açtı:

Orta sınıflar, mülk sahipleri, aralarında Blackberry’nin Rum patronu Lazaridis’in de bulunduğu açıklanan her boydan kapitalistler, burjuva sanatçılar, askerlik kredisini rahatlıkla ödeyebilecek olanlar, zaten uzun yıllardır “Bedelli çıksın” basıncı yapıyorlardı. “Bedelli çıksın”ın açılımı, insanların en verimli çağlarında aylar boyunca işlerinden, yaşam projelerinden vb kopuyor olmaları ve bunun kapitalizmin mantığı ile açıklanamayacağı idi. Ve tabii bununla birleşik olarak burjuvalarımız Kürt halkına karşı kirli savaşın canla başla yürütülmesini, fakat bu “canın ve başın” kendilerine ait olmamasını istiyorlardı. Gencecik yaşta, ucu bucağı görünmeyen ve her gün yeni cenazelerin geldiği, beden ve ruh sakatlıklarının toplumun her yanına yayıldığı bir savaşta yaşamını kaybetmek, sakat kalmak istememek gibi bir birey açısından son derece anlaşılabilir bir duygu, haliyle burjuvalarımızın dolu cüzdanlarında “İşyerimde canını her gün tehlikeye attığım işçi ve emekçi çocukları varken niye ben?” olarak şekilleniyordu.

Sanki Kürt halkının haklı mücadelesini desteklemek ve Kürdistan’a askere gitmeme tutumu almak da bir yana, aynı yaşam kaygısı, aynı verimli çağ, bütün şoven propagandaya rağmen kirli savaşın yarattığı aynı ürküntü işçilerin, kent ve kır yoksullarının çocukları için geçerli değilmiş gibi!

“Bedelli çıksın”ın karşısına, Genelkurmay direnci ile birlikte şovenizm zehri ve Kürt halkına karşı intikam hissine bulanmış, kirli savaş aygıtının bir parçası olarak ölüme gönderilen, katliamlara bulaştırılan, canını, beden ve ruh sağlığını, özsaygısını ve onurunu yitiren, geri döndüğünde ise yüzüne bile bakılmayan işçi ve emekçi çocuklarının aileleri çıkıyordu en başta. Toplumun hücrelerine zerkedilmiş Türk şovenizmi ile işçilerin birliği-halkların kardeşliğine koyulan dinamit, sokulan kama, toplumsal çimento olarak kullanılan militarizm ve “vatan, millet, Sakarya” ve “asker millet” retoriği ile beş yaşındaki erkek çocuklarına bile giydirilen komando üniformaları! Burjuvaların arka cebinde duran bir aylık kredi ödemesi ile bir ay ailece yaşamaya çalışan, sırf bu miktarı ödeyemeyeceği, askerlik yapmadıysa iş bulamayacağı için korkusunu “Asker gidecek geri gelecek” sloganları, şoven bağırtı ve tekbirlerle kapatmaya çalışarak otogarları dolduran asgari ücret tutsaklarının, işçilerin, kent ve kır yoksullarının şovenizmle kirlenmiş kör öfkesi, kirli savaş generali Osman Pamukoğlu gibilerinin “Ne bedelli ne vicdani red, herkes askere” böğürtüsüne karışıyor. Ümit Boyner ise, bir yandan profesyonel askerlik sistemini adres gösterirken aynı zamanda burjuva çocuklarının “hurra” dediği bedelli askerliğin “vicdanını” rahatsız ettiğini belirterek bu öfkeyle inceden köprü kurmaya çalışıyor.

İşte tam da burada, bu şoven böğürtünün sahiplerini yumruğumuzla susturup bedelli askerliğin karşısına “Siz hiç iş kazasında ölen patron, kirli savaşta ölen patron çocuğu gördünüz mü?” öfkesiyle, kirli savaşa son, Türk ordusu Kürdistan’dan çekilsin, Kürt halkına tam hak eşitliği ve özgürlük talebiyle dikilmek gerekiyor.

Genelkurmayın direnci nasıl çözüldü

Bedelli askerliğin tıkacı Genelkurmaydı. Ağustos atamalarıyla birlikte siyasetin belirleyici unsuru olmaktan düşürülüşüne son nokta da koyulan ve asli vurucu görevine odaklanan ordu, yine aynı dönemde hızlandırılan profesyonelleşme adımları ile birleşik olarak bedelli askerliğin çıkarılmasında da istenen noktaya getirildi. Tabii, bedelli askerlikteki yaş sınırı ve vicdani reddin koşulları Erdoğan-Özel görüşmesiyle kesinleşti.

Ordunun bedelli askerliği de kabul edecek derecede yıpranmasında bir faktör gerilla karşısında verilen kayıplar iken bir diğer unsur da içinin giderek daha fazla çıkmasıdır. Vicdani redcilerle de sınırlı kalmaksızın, ancak onların da ön açıcılığı ile birlikte, artık “eğitim zayiatı”, “intihar” diye üstü kapatılamayan, birbiri ardına açılan “disko cinayeti” dosyaları, “asker hakları” gibi internet sitelerindeki işkence, dayak, küfür anlatımları artmaktadır. Bunlardan en “hafif” görünenlerinden bir örnek, kısa dönem askerlik yaparken kendisine “salak” diyen komutanını dava edip 3 bin TL tazminat ödemeye mahkum ettiren bir hakime aittir. Bizzat tekelci burjuvazinin öne çıkardığı birey ve birey hakları kavramlarının toplumsal ilişkilerde, yeni toplum ve birey durumunda artan bir karşılığının olması, özsaygı ve onurlarının “otoriteler” tarafından fiziksel ve sözel şiddetle çiğnenmesine izin vermeyenlerin, buna gitgide daha fazla tutum alanların artışına yol açmaktadır.

Bedelli askerlik ve onun yanında da “bezdirici” tarzda tanımlanıp uygulanacak vicdani red düzenlemesi, fakat daha önemlisi, Türk ordusunun operasyonel ve teknik gücünü artırmaya yönelik profesyonel askerlik adımları birbirini tamamlayarak sürdürülecektir.

Vicdani reddin tarihsel arka planı

Bedelli askerlik burjuva düzen partileri içerisinde genel bir kabul iken, vicdani red ise yarılmalara yol açıyor. Örneğin MHP bedelli askerlik konusunda Osman Pamukoğlu’yla, daha önemlisi “şehit aileleri” ile aynı topa girmezken, vicdani redde kesinlikle karşı olduğunu açıkladı. En son Dersim krizi ile yeniden çatırdayan ve seçim öncesinde de açıkladığı resmi görüşü vicdani reddi de içeren CHP’de de karşıt sesler yükseldi. Vicdani red konusunda en büyük kaygıyı “halkın askerlikten soğuması” ve bunun gençlik içinde artan bir kitlesel tutuma dönüşmesi oluşturuyor. İşte tam da bu saikle, vicdani redcileri “vatan hainliği” ile damgalayarak tecrit etmek ve iş bulamama, fişlenme vd. ile yıldırmak, eşcinsellik konusundaki gerici ve ilkel toplumsal önyargılara seslenmek gibi en iğrenç yöntemler deneniyor. “Halkın askerlikten soğuması”nın bir örneği, profesyonel ordunun bulunduğu ABD’de görülüyor. ABD’de “Orduda kesinlikle hizmet etmeyeceğim” diyen gençlerin oranı 1980’de yüzde 40 iken, 2000 yılında yüzde 64’e yükseldi. Amerikan ailelerinin yüzde 76’sında ordunun hiçbir üyesi orduda yer almamış bulunuyor. 2004 yılı itibariyle ABD ordusundaki 33 tugayın beşte dördü yurtdışında, 10 tümeninden dokuzu ise Irak ve Afganistan’da görev yapıyor ve Filipinli, Latin vd kökenli emekçi ailelerinin ayda 3 bin dolara çalışan katilleşmiş oğul ve kızlarından oluşan profesyonel ordunun her bir edimi, “halkı askerlikten soğutuyor”.

Vicdani red, insanlık tarihinde dini gerekçelerle çok eski tarihlerden beri var olmakla birlikte asıl gündeme gelişi, büyük emperyalist savaşlardaki zorunlu askerlik uygulaması ile oldu. Birinci Emperyalist Savaşta Protestanlığın bir alt mezhebi olan Quakerlar silah kullanmayı, savaşa gitmeyi ve öldürmeyi reddettiklerinden dolayı askeri mahkemelere çıkarıldılar, ölüm ve hapis cezalarına çarptırılıp siyasal baskı ve toplumsal tecritle karşılaştılar. İkinci Emperyalist Savaşta da dini gerekçeli pasifizm aynı koşullarla yüz yüze geldi.

Ancak emperyalist savaşa katılmayı reddedenler, sadece dini gerekçeli pasifistler değildi. Bolşevikler, emperyalist savaşların ve her türden barbarlığın ancak kapitalist sınıf egemenliğinin yıkılmasıyla gerçekleşebileceğini, bunun için ise proleter devrimlerin gerekliliğini ortaya koyuyor, emperyalist savaşta işçileri “anayurt savunması” adı altında sınıf işbirliğine düşmemeye, kendi burjuvazilerinin safında yer almamaya ve emperyalist savaşı iç savaşa çevirmeye çağırıyorlardı. İşyerlerinde, köylerde, okullarda, hatta burjuva orduların saflarına sızarak çağrılarını yaygınlaştırıyor, kadınıyla erkeğiyle emperyalist ve gerici savaşlarda yıkıma uğrayan işçi ve emekçilerin barış talebiyle ayağa kalkmasını örgütlüyorlardı. Emperyalist kapitalizm, bu çağrıya ve onun doğrultusunda hareket eden komünistlere, işçi ve köylülere bütün ülkelerde amansız bir terör uyguladı. Devrim ve ayaklanma girişimleri vahşice bastırıldı. Savaş karşıtı propaganda yapan Bolşevikler başları taşlarla ezilerek öldürüldüler. Rusya’da Şubat devriminin ana taleplerinden biri barış’tı ve sınıf mücadelesinin en temel taleplerinden biri olarak barış’ın ikircimsiz savunulması Ekim Devrimi’nin yolunu açtı.

Bugün ABD, İsrail, Rusya vd ülkelerde emperyalist, gerici, haksız ve kirli savaşlara katılmayı reddederek vicdani red açıklamasında bulunanların tarihsel arka planında pasifistlerin değil savaşa karşı mücadeleyi sınıfa karşı sınıf mücadelesi, ezilen halkların demokratik kurtuluş mücadelesini destekleme tutumu olarak yürütenlerin kanı ve kararlılığı yer alır. Burjuva demokrasileri, salt dini gerekçeleri hesaba katmak zorunda oldukları için değil, işte asıl bu gerçeklikten dolayı vicdani red hakkını tanımak zorunda kalmışlardır. Emperyalist işgaller, haksız ve gerici savaşlar, dahası sürekli savaş hali içerisinde bir psikopat sürüsüne dönüşerek birbirine de işkence yapabilecek derecede soysuzlaşan burjuva orduya katılmak, artan sayıda genç tarafından reddedilmektedir. Burjuva demokrasileri bir yandan emperyalist işgal ve savaşların katliam yükünü sınıf dışılaşmış işçilerin sırtına yıkarken, vicdani reddi ise bir birey hakkı derekesinde ve olabildiğince “caydırıcı” koşullarda tanımak zorunda kalmışlardır.

Çitlerin ve silahların olmadığı bir dünya: Komünizm!

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, ‘‘Türk ordusunun başlıca görevleri uluslararası misyonlara katılmak ve sınırda veya sınırın hemen ötesinde terörizmle savaşmak. Her iki operasyon türü de, büyük miktarlarda kötü eğitimli piyadeyi değil, küçük, esnek ve yetenekli birimleri gerektiriyor’’ diyor. Bilgesam’ın “Zorunlu Askerlik ve Profesyonel Ordu” raporunda, “Günümüzün savaşları teknoloji savaşlarıdır; pasif, düşünmeyen, şaşkın insanlar sürüsüne
değil, yüksek derecede eğitimli personele ihtiyaç göstermektedir. Bu nedenle, orduların
post modern askerlik çağındaki misyonuna göre, büyüklüğü değil, işlevsel savaş gücü ve
muharebe etkinliği çok daha fazla öne çıkmaktadır” deniyor.

Öncü işçiler, savaşların, orduların ve sınırların ancak komünizmle ortadan kalkabileceğini, bunun biricik yolunun ise kapitalist sınıf egemenliğini ve burjuva devleti yıkmaktan geçtiğini biliyorlar. Bu onları “her türlü şiddete ve savaşa karşı olma” adı altında bu mücadeleyi ve bilinci karartan pasifizmden kalın çizgilerle ayırıyor. Operasyonel ve işlevsel savaş gücü misliyle artmış -buna karşılık emperyalist işgallerde burnu bataklıktan çıkmayan- bir burjuva ordu ve devlet aygıtına karşı mücadele ise, gençlik içinde yaygınlaşan orduya katılmama isteğini burjuva demokrasisine karşı sosyalist demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olma yönünde, devrimci sınıf çizgisinde dönüştürmeyi zorunlu kılıyor. Çitlerin ve silahların olmadığı bir dünya, komünizmden başkası değildir.

(Karikatür: Leman dergisi)

One comment

  1. Şafak değil, vade sayacaklar

    30 bin TL kredi kullanacak olanlar, ayda 800 TL’ye bankalara 50 bin TL bedel ödeyecek.
    reklam
    30 bin TL’lik bedelli askerlik fırsatı bankaları hareketlendirdi. Bankalar birbiri ardına bedelli paketlerini açıklarken, yüzde 1.40 faiz üzerinden 60 ay vade mümkün. 30 bin TL kredi kullanacak Mehmet Bey’ler bunun için ayda yaklaşık 800 TL olmak üzere toplam 50 bin TL’ye yakın bir bedel ödeyecek.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında, bedelli askerlikle ilgili detayları paylaşırken, bedelli askerlik uygulamasından 30 yaşının üzerindeki kişilerin yararlanabileceğini, bedelli ücretinin de 30 bin TL olacağını açıkladı. Detayların belli olmasıyla birlikte gözler bankalara çevrildi. Başbakan Erdoğan, paranın yarısının başvuru tarihinde yarısının ise başvuru tarihinden itibaren 6 ay içinde alınacağını dile getirirke, bankalar da kredi yarışına start verdi. Bedellik askerlik yapmak isteyenlere yönelik ihtiyaç kredisi kampanyasında ilk açıklama Şekerbank’tan gelirken, diğer bankaların da bir iki gün içerisinde açıklama yapması bekleniyor. Şekerbank 3 ay ile 60 aya kadar uzayan vadelerde aylık 1.30 ile 1.40 arasında değişen faiz oranlarından ihtiyaç kredisi kullandıracak. Dosya masrafı ise 300 lira olarak belirlendi. İş Bankası, Bedelli Askerlikle ilgili kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından konuya ilişkin kampanyasını duyuracak.

    ÜÇ AY SONRA BAŞLIYOR

    Bedelli kampanyasının açıklayan diğer bir banka da Denizbank. Yüzde 1.34’ten başlayan oranlarda kredi verecek olan bankanın Perakande Bankacılık Grubu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Ertürk, ‘Ürünümüzü 60 aya varan vade seçenekleriyle, 3 ay ötelemeli olarak sunmayı planlıyoruz. Asker adaylarına masrafsız ve ertelemeli kampanyamız ile hizmet vereceğiz’ dedi. Kredi yarışına katılan diğer bir banka olan TEB de, ‘Önce TEB Şubesi Sonra Askerlik Şubesi’ kampanyasıyla bedelli askerlik yapacaklara özel, yüzde 1.40 faiz imkanı ile 36 ay vadeli kredi sunuyor. TEB’de ödemeler 3 ay sonra başlarken dosya masrafı da alınmıyor.

    Tarih tekerrür ederse, devlet 2.8 milyar TL’yi kasaya koyacak

    Şu an 30 yaş sınırının üzerinde 400 bin kişi askerliğini yapmamış durumda. Herkes bedelliden faydalanırsa, devletin kasasına da yaklaşık 12 milyar TL girecek. Bundan önceki bedelli dönemlerinde, bedelli yolunu seçenlerin oranı yüzde 20’yi geçmemiş. 460 bin kişinin yüzde 20’si ise 80 bin kişiye denk geliyor. 92 bin kişinin bedelli uygulamasından yararlanması durumunda Türkiye bütçesine 2.76 milyar lira giriyor.

    İlk 12 ay 500 TL ödeme fırsatı

    GARANTİ Bankası, bedelli askerlik yapmak isteyenlerin ödemesi gereken ücret için uygun kredi imkanları sunuyor.

    GARANTİ, 30 bin lira bedelli askerlik ücreti için, yüzde 1.46 faiz ve 60 ay vadeyle dosya bedelsiz kredi imkanı sunuyor.

    KREDİYİ kullanan müşteriler, ilk yıl sadece 500 TL taksit ödeyecek.

    SONRAKİ yıllarda taksitleri oransal olarak artacak.

    MÜŞTERİ tercihine bağlı olarak eşit taksitli veya kademeli farklı taksit alternatifleri de olabilecek.

    BANKA, dileyen müşteriler için, 60 ay vade, yüzde 1,42 faiz oranı ve 250 lira dosya masrafı seçeneğiyle kredi imkanı da sunacak.

    60 ay vade imkanı

    BUGÜN ihtiyaç kredilerinde aylık faizler yüzde 1.5 seviyesinde. Bedelli kampanyasında Şekerbank’ın açıkladığı rakamın etrafında oranlar görüleceği beklendiği için şu tahminleri yapmak çok da yanlış olmayacak. l 30 BİN TL’nin tamamı kredi ile ödenirse, yüzde 1.35 faiz üzerinden 12 ay vadeli kredi 33 bin 252 TL olarak geri ödenecek. Bu rakam da aylık 2.771 liraya karşılık gelecek.

    EĞER faiz oranı yüzde 1.40 olan bir paket seçilirse de bankaya ödenecek toplak tutar 33 bin 376 TL, aylık taksidi ise 2.781 TL olacak.

    BANKALARIN yapacağı kampanyalarda vade 60 aya kadar çıkıyor. Bu yönde bir hesaplama yapıldığında ise yüzde 1.40 faiz oranı üzerinden 60 ay vadeli bir kredinin geri ödemesi 47 bin 849 TL olacak. Bu da bedelli askerlik adaylarının 60 ay boyunca her ay 797 TL ödemesi anlamına geliyor.

    400 bin kişi yararlanabilir

    VAN’da yaptığı temaslar sırasında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bedelli askerlikle ilgili sorular üzerine, bedelli askerliğin yasa tasarısı olarak TBMM’ye sunulacağını ve orada son şeklinin verileceğini söyledi. Geçmişte bedelliden yararlanma oranının yüzde 20’leri geçmediğini ifade eden Bakan Şimşek, şu anda da bedelli askerlikten potansiyel yararlanabilecek olanların sayısının 400 bin civarında olduğunu kaydetti.

    Akşam

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*