Home » GÜNDEM » Asgari ücret, artık isyan ücretidir!

Asgari ücret, artık isyan ücretidir!

Asgari ücretin belirlenmesi tek yanlı olarak kapitalist asgari ücret tespit komisyonuna bırakılırsa, asgari ücrette geçici bir artış bile değil, kesinti olacağını belirtmiştik.

Öyle de oldu.

2021 için asgari ücrette “500 TL, yüzde 21’lik artış” görünümü (ki bunun 270 lirası Asgari Geçim İndirimi! gerçek “zam” sadece 230 lira civarında), 2020 asgari ücretinde başta temel gıda fiyatlarındaki ve ev faturalarındaki artışla yaşanan erimeyi bile telafi etmiyor. Asgari ücrette bir yıl öncesine göre bir artışa değil düşüşe denk geliyor. Bir de bunun bir yıl boyunca geçerli olacak bir “asgari ücret” olacağı, döviz fiyatlarındaki artışın temel geçim mallarındaki fiyat artışlarına Kasım ayından itibaren sıçramalı biçimde yansımaya başladığı düşünülürse, söz konusu olanın reel ücretlerde bir yıl boyunca daha da büyüyecek bir kesinti olacağı açıktır.

Asgari ücret, ve ona yakınlaşan ortalama ücret, emek gücü değerinin altına düşüyor. Dahası, emek gücünün fizik yeniden üretim değeri sınırına dayanıyor. 2021’de bunun yaratacağı ve büyüteceği toplumsal sarsıntıları daha fazla göreceğiz.

Ancak bir noktayı vurgulamadan geçemeyiz.

Şimdi sendikalar, burjuva muhalefet ve hatta solun geniş bir kesimi yoksullaşmadan bahsediyor. Yoksullaşma, mutlak yoksullaşma, giderek açlığın yığınsallaşması, kuşkusuz bir olgu. Ama basitçe, “çalışanların gelir düzeyi” sorunu olarak sunulması, liberal yaklaşımlardan öteye gitmiyor.

Çünkü ücret, bir “gelir unsuru” değil sömürü unsurudur. Mutlak yoksullaşma, kapitalizmin karlılık krizinin, başta emeğin sömürülme yoğunluğunun artırılması, ücretlerin emek gücü değerinin altına düşürülmesi ve işsizlik artışı olmak üzere, işçi sınıfının sefalet ve eziyet birikiminin sıçramalı büyümesi üzerinden giderilme çabasının sonucudur.

Başka deyişle, özellikle de kriz koşullarında, sermaye birikiminin emeğin sömürülme, yağmalanma, mutlak yoksullaşma ve yıkımının şiddetlendirilmesi temelinde devam ettirilebilmesi, kapitalizmin mutlak genel yasasıdır.

Dolayısıyla, mutlak yoksullaşma, belli kesimlerin belli bir gelir düzeyinin altında kalması (liberal tanım) değil, sermaye birikiminin mutlak genel yasası, varoluş ve egemenlik şartıdır. Derinlemesine sınıfsal ve dolayısıyla siyasaldır.

Emek ile sermaye arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı, iş katliamlarında gördük, görüyoruz, pandemide gördük, görüyoruz, asgari ücrette gördük, görüyoruz. Sermaye birikiminin varolma/devam etme koşulu, işçilerin yaşamının fizik olarak yaşamda kalabilmeye indirgenmesine, kendini yeniden üretebilme olanaklarının alabildiğine kısıtlanması ve giderek yok edilmesi şartına dayanıyor.

İşçi sınıfının yaşamda kalabilmesi, ücretli köleliliği, sermaye egemenliğini ortadan kaldırmasına bağlanıyor.

Asgari ücrete eskiden “sefalet ücreti” derdik. Öyle bir ufka vardık ki, asgari ücret, artık isyan ücretidir!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*